Tüm bu sözler öylece söylenmiş gibi gelse de, altlarında büyüklü küçüklü anlamlar saklıyorlar. George Orwell, bize ne anlatmaya çalıştı? 1984 nasıl bir kitap? Bir göz atalım.

Ancak kitaba geçmeden önce yazar George Orwell’in hayatından biraz bahsetmekte sakınca olmaz diye düşünüyorum.

George Orwell

George Orwell –ya da asıl adıyla Eric Arthur Blair-, 1903’te Hindistan’da doğdu. Ailesiyle İngiltere’ye dönüp, Eton College’den mezun oldu. 1922’den 1927 yılına kadar Hindistan’da İmparatorluk Polisliği görevinde yaşamını sürdürdü. Ancak imparatorluk yönetiminin asıl yüzünü gördükten sonra bu işten istifa etti. 1950’de Londra’da hayata gözlerini yumdu.

George Orwell yazarlık hayatında 1984 dışında pek çok esere imza attı, bunlar: Burma Günleri, Hayvan Çiftliği, Bir Fili Vurmak, Papazın Kızı, Boğulmamak İçin, Neden Yazıyorum, Kitaplar ve Sigaralar

1984… Geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosu.

1984 pek korkunç bir kitap. Öyle ki, toplumun yapıtaşı olan aile kavramı bile yok edilmiş, cinsellik siyasi bir eylem haline dönüştürülmüş; çocuk sahibi olmak devlete karşı bir görev haline getirilmiş… Küçücük bir çocuk bile ebeveynlerini düşünce polislerini şikâyet etmeyi göze alabiliyor. İnsanlar adeta birer makineye dönüştürülmüş. Parti bir kitle yaratmış ve bu kendi yarattığı kitlenin gücünden besleniyor.

Kitabımızın kahramanı Winston Smith, cinsel tatmin yoluyla bireyselliğin farkına varır: Uyanır! Sisteme, düzene ve Parti’ye karşı bir takım hareketlerin içerisinde yer almak ve daha fazla öğrenmek ister. Böylece elem dolu bir hikâyenin kapıları açılır.

“Büyük Birader’in gözü üstünde!”

Tele-ekranlar, Parti ve Büyük Birader…

“Piramidin tepesinde Büyük Birader vardır. Büyük Birader asla yanılmaz ve mutlak güce sahiptir. Her başarı, ulaşılan her hedef, her zafer, her bilimsel keşif, tüm bilgi, tüm akıl, tüm mutluluk, tüm erdem onun liderliğinden ve verdiği esinden kaynaklanır.”

Büyük Birader adında birisinin varlığından söz ediliyor. Sokaklarda, duvarlarda, iş yerlerinde ve hatta evlerde bile her saniye sizi gözetleyen birisi var; Büyük Birader… Kalın ve siyah bıyıklı, sert bakışlı, yetişkin bir adamın yüzü, parmağını size doğrultmuş ve “Büyük Birader’in gözü üstünde!” yazısıyla beraber posterden size bakıyor. Ancak Büyük Birader’i fiziki olarak gören yok ve varlığı muamma.

Tele-ekranlar vardı bir de. Üst düzey bir makamda da olsanız, işçi de olsanız hiç fark etmiyordu. Her evde mutlaka bir tele-ekran oluyordu ve bu tele-ekranlar görüyor, duyuyordu. İç Parti üyelerinin kısa bir süreliğine kapatma gibi imkânlarının olduğu bilgisini de kitapta vermiş ancak tamamen kapatma seçeneğiyle ilgili herhangi bir şey yok.

2+2=5 eder!

“Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir.”

Düşünmek kelimelerden oluşmuyor muydu? Parti kelimeleri yönetiyordu. İstediği kelimeyi yok, istediğini var ediyordu. Yenisöylem adında bir dil oluşturulmuş, Eskisöylem’deki (herkesin kabul ettiği İngilizce) birçok sözcük gereksiz bulunup kaldırılıyordu. Örneğin sözcüklerin zıtları yok ediliyordu. “Yok” sözcüğüne gerek yoktu. “Var” sözcüğü varsa bunun tersi de “var değil” olmalıydı. Tabii ki Yenisöylem asıl olarak böyle gereksiz ve saçma düzenlemeler için yaratılmamıştı. Asıl amacı zihinleri kontrol etmek olmalıydı. Çünkü geçmişi kontrolünde tutan nasıl ki geleceği de kontrolünde tutabiliyorsa, kelimelerimizi yöneten zihinlerimizi de yönetebilmeliydi. Yenisöylem’de “düşünmek”, “özgürlük” gibi kelimeler de yok ediliyordu.

Evet, geçmişi kontrol altında tutan; geleceği de kontrol altında tutar. Belgeler imha ediliyor, yenileri yerini alıyordu. Tüm geçmiş Parti’nin elindeydi. Örneğin Okyanusya dün Avrasya’yla savaş halindeydi. Bugünse Doğuasya’yla savaş halinde. Ancak Parti’ye göre Okyanusya hep Doğuasya ile savaş halindeydi. Ve sizin elinizde de hafızalarınızda yer alan o küçücük bilgilerden başka hiçbir kanıt olmuyor. İnsanı kendisinden şüphelendiren bir sistem. Muazzam ve aynı derecede korkunç bir sistem…

Partinin düzenini sağlayan ve sistemin kendisini oluşturan bakanlıklardan bahsedelim. Sevgi Bakanlığı yasa ve düzeni sağlıyordu. Gerçek Bakanlığı eğlence, eğitim, haberlerle ve güzel sanatlarla ilgiliydi. Savaşlarla ilgilenen Barış Bakanlığı ve ekonomi işlerinden sorumlu olan Varlık Bakanlığı’ydı. Okyanusya’nın anadili olan Yenisöylem’de bunlar Sevbak, Gerbak, Barbak ve Varbak olarak adlandırılıyordu.

Gerçek Bakanlığı bembeyaz bir piramit biçimindeydi ve üzerinde “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür,” sloganları yazılıydı.

Düşünce suçu işleyenlere Sevgi Bakanlığı bakıyordu. Sevgi Bakanlığı’nda 101 numaralı bir oda vardı. Bu oda da 1984 için bir sembol olarak kabul edilebilir çünkü çok ilginç bir ceza sistemiyle karşı karşıyaydık.

Kitabı okumayanlar için aşırı sürprizbozan (evet birkaç sürprizbozan olabilir) olmasını istemiyorum, bu yüzden daha fazla detaya girmeden kapatmak istiyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim…

“Geleceğe ya da geçmişe, düşüncenin özgür olduğu, insanlarının birbirinden farklı oldukları ve yapayalnız yaşamadıkları bir zamana; gerçeğin var olduğu ve yapılanın yok edilemeyeceği bir zamana: 

Tekdüzelik çağından, yalnızlık çağından, Büyük Birader çağından, çiftdüşün çağından selamlar!”