Ahlat Ağacı ve Türk Edebiyatında Yalnız Aydın Profili

Ahlat Ağacı filmi ve Yaban romanı üzerinden incelediğimiz "yalnız aydın profili"ne gelin yakından bakalım.

Dünyaca ünlü Türk yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filminde sınıf öğretmenliği bölümünü bitiren Sinan’ın ailesinin yanına, doğduğu ilçeye dönmesi ve oradaki izlenimleri konu alıyor. Filmin genel havasında idealist yazar Sinan’ın kendi geleneksel ortamıyla karşılaşmasını ve bu ilçenin özelinde 2010’lar Türkiye’sindeki karakterler var. Sinan kitabını bastırmak için kapı aşındırırken biz de onunla beraber geziyoruz, belki eskiden de onun gibi olan ve boş verip yaşamayı adet hale getirmiş babasına, kendisine toz kondurmayan belediye başkanına, “çok ama az konuşan” okumuş kesime aşağılık kompleksiyle bakan inşaat şirketi sahibine, toplumun dayattığı cinsel rolü kabullenemeyen ve o kimliğin altında daha büyük bir şehri özleyen bir genç kadın, moderniteye şeklen uymuş ancak zihnen hala geleneksel İslam kaideleri ile yaşayan, günümüzün getirdiği sorunları anlamlandırmaya çalışan imamlara şahit oluyoruz.

Sinan sayısı yüz binleri bulmuş atanamayan öğretmenler kervanındakilerden biri, telefondan sesini duyduğumuz arkadaşı aşina olduğumuz bir hikayeye sahip; okulunu bitirdikten sonra kendi bölümünün gerekliliğini yapmayıp devletin güvenlik ihtiyacını karşılamak için polis oluyor.

Ahlat Ağacı, Sinan karakteri
Ahlat Ağacı, Sinan karakteri

Ahlat Ağacı için Nuri Bilge Ceylan’ın belki de en politik filmi diyebiliriz. Yönetmen, diyaloglar ve kurduğu karakterlerde Türk toplumunda var olan sorunlara fazlasıyla rol vermiş. Bize göre Sinan karakteri ülkemizde uzun sene var olan bir arketipin bu döneme ait bir yansımasıdır. Arketipin ismini vermekten önce arketipin ne olduğunu kısaca tanımlayalım; Arketip, ortak insanlık kültüründe -yahut bu özel durum için var olan toplumun ortak bilincindeki diyelim.- sembollerdir. Her ulusun kendi tarihsel süreci içinde kendi edebiyatında ortak tipler yaratır.

Ahmet Celal karakteri

Şimdi adını koyduğumuz kavramı neden kullandığımızı açıklayalım. Yukarıdaki satırda bahsettiğimiz yalnız aydın profili Balkan Savaşları edebiyatımızda oluşan bir arketiptir. Rumelisi’ni kaybeden Türk aydını Anadolu’ya, yani daha yıllarca kör gözle baktığı topraklara döndü. Bu dönüşün en bariz örneğini Yaban romanında Ahmet Celal ile görüyoruz. Ahmet Celal senelerce düşmanla savaşan ve Anadolu’da bir köye yerleşen bir Türk aydınıdır. Gördüğü manzara kendi açısından korkunçtur; onlar adına savaştığı milleti dünyanın en ilkel şartlarında yaşamaya devam etmektedir. Bu da yetmezmiş gibi Ahmet Celal halkın gözünde Şeyh Yusuf’tan daha yabancıdır halkına, Şeyh Yusuf ona tavır alınca halk da ona tavır alır.

Yaban romanının yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yaban romanının yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Kendi memleketinde yabancı gibi görülen Ahmet Celal bilinmezliğe kaybolur. Cumhuriyetin kurulmasıyla aydın ve halk arasındaki uçurum kaybolmaz, hatta aydına biçilen ideolojik rol yüzünden halkın önemli bir kısmı aydına kinle bakar. Bunun yanı sıra aydın,devletin getirdiği ideolojiyle zamanın koşulları arasında boğulur. Edebiyatımıza bunun yansımasına en büyük örnek Tutunamayanlar eserinin baş karakteri Selim Işık olabilir. Cumhuriyet’in getirdiği değerler ile yerel değerlerinin çatışmasına çocuk yaşta şahit olan “Tek ve Türk“Selim Işık topluma ayak uydurmayan ve buna da gerek duymayan bir karakterdir. Turgut Özben aracılığı ile bilicinde arkeolojik kazıya çıktığımız Selim karakteri kendisinden önceki sorunları bize kendi devrinin koşullarına göre yansıtır. Kendisiyle aynı dönemde ortaya çıkan Ruh Adam kitabının karakteri Selim Pusat, toplumsal maceramızın aydındaki tezahürünü daha ideolojik ve keskin çizgide görüyoruz.

Kısa bir şekilde anlattığımız yalnız aydın profilinin som temsili ise Sinan’dır. Bitirdiği bölüm ona ait değildir, hayallerini gerçekleştirmek için de yeterli görülmemektir. Kumar bağımlısı babasıyla anlaşamaz, ailesi babasının sorumsuzluğu yüzünden annesi perişandır. Bütün bu iç ve dış bunalımlar,toplumda gördüğü ikiyüzlü haller onu daha da keskin bir hale getirmiştir.

Aslında bu Türkiye’deki gençliğin iki başlı halinin bir başı, çoğu değeri gözünün önünde yitirilmiş gören, her adım attığında bir zorlukla karşılaşan gençliğin bir başı boş veriyor anlık hedonist bir yaşam sürüyor. Sinan ve Sinanlar ise gördüğü her türlü terslikten dolayı sinirli ve ona her söz hakkı verildiğinde -hatta bazen verilmediğinde –   tepeden tırnağa sert bir tavırla konuşuyor, konuşmaya mecali olmadığında ise anlamsız sesler çıkarıyor.  Çünkü Sinan ve Sinanların yarına ve bu topluma dair pek de bir umudu yok, çünkü bir zamanlar Sinan ve Sinanlar ilk başta topluma ve yarına anlamı olmayan bir sevgi ve umut beslediler, zaman içindeki bu sevgi ve umut kendini nefrete ve umutsuzluğa dönüştürdü.

Her dönemin temsili olan, ilerde bakıldığında o dönemin gençliğine ait bir sembol olan sanat eserleri vardır, Ahlat Ağacı filmi, yıllar sonra yarına dair pek de umudu olmayan ve idealleri kırılmış yada günlük zevkler çokluğundan boğulmuş  bugünün gençliğinin bir temsili olacaktır.

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar