Bir süredir sinemada gerçeklik kavramı üzerine bir yazı planlıyordum fakat şu an okumakta olduğunuz yazı bu konuyu işlemiyor. Bu tamamen teknik bir sorundan kaynaklı. Sinema ve gerçeklik üzerinde konuşabilmek için önce “gerçek” ve “gerçeklik” hakkında konuşmak ve bunları olabildiğince oturtmak gerek. İşte teknik aksaklık tam bu nokta üzerinde ortaya çıkıyor. Binlerce yıllık düşünüş süremize rağmen bu kavramlar tam oturmuş değil, daha kötüsü çoğunluk tarafından tam anlaşılmış değil. İşte bu yazı “Sinema ve gerçeklik” yazısından önce bu kavramlara bir bakış sunmak, kafada oturtmak için sizlere sunuluyor.
Gerçek ve gerçeklik temek olarak ontolojik yani varlık bilimine ait sorunlar.
Bu iki kavram üzerindne doğan sorunlar, bizimle varolmuştur fakat biz onlarla yaşamayız. Günlük yaşantı içinde kimsenin bir gerçek arayışı, bir gerçeklik sorgulaması yoktur. Tüm o koşuşturma içinde insan sunulan gerçek ve gerçekliğe kabül gösterir ve onun içinde varolmaya çalışır. Bu sunulan gerçek ve gerçekliğe genel olarak sistem, günümüz sistemine ise kapitalizm diyoruz. Sistemin koruyucu ve uygulayıcısı olarak ise devletler boy gösteriyor. Yani gerçek ve gerçeklik sorgulaması teknik olarak sisteme yani devlete karşıdır.
Gerçek ve gerçeklik hakkında yapılan her sorugulama devlete karşı bir sorgulamadır ve teoride bu devlet için tehdit demektir. Bu yüzden bu sorgulamalar dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman diliminde hoş karşılanmamıştır.

Yani aslında şu an sistem karşıtı bir okuma yapıyorsunuz. Bunu bir bilin istedim !

Gerçek dediğimiz bizi duyarlılığımız dışında varolan şeydir. Bizim onun var olmasına bir etkimiz olamaz. Varolduğunu bilmesek bile vardır.
Tasavvufi olarak gerçek kavramı “yakîn” kelimesiyle ifade edilir. Bu dilimize “yakın” olarak geçmiştir.

Gerçek biz insanlar için genel olarak görülenden ibarettir. Küçük bir çocuğu düşünün veya bir hayvanı. Televizyona bakıyor ve orada gördüklerine reaksiyon gösteriyorlar, görüntüyü gerçek sanıyorlar. Aslında teorik olarak haklılar, gösterilen şeyler çoğunlukla gerçek, somut olarak varlar. Ancak o gerçek yansıtılan, planlanan ve düzenlenen bir gerçektir, aldatıcıdır. Başkasının gerçeğidir. Yani inkar edilebilir, farklı yorumlanabilir veya yok sayılabilir. Oysa bizim bahsettiğimiz gerçek varlığı inkar edilemeyen, o an filen varolandır.

Gerçek aldatmayandır.

Sadece kostümle olmaz o işler !

Gerçeklik dediğimiz ise insanın kavrayış ve anlama yeteneğiyle katılabileceği sayısız ilişkilerdir. Gerçeklik, gerçek ve insanın kavrama ve anlamlandırması arasındadır. Şöyle örneklendirebiliriz, bir enjektör düşünün, hasta için o bir iğnedir, onu iğne olarak adlandırır ve öyle düşünür. Hemşire için o ilacı içine çekeceği bir araçtır, iğne ise ucuna sonradan takılan bir aparattır. Hastanın ona iğne demesi, gerçeğe bir zarar vermez ama kendi açısından gerçekliği değiştirir.

Gerçek tümel, gerçeklik ise yerel ve ussaldır.

Böyle söyleyince çok havalı oluyor ama anlaşılmıyor tabi. Akademik dilin sorunuda bu zaten. Şöyle ifade edersek daha net olacaktır.
Gerçek, somut ve inkar edilemezdir. Herkes için vardır. Gerçeklik ise kişiseldir. Algı ve düşünüşle değişir.

Eskimolara ait İnvik dilinde farklı kar yağış şekillerini tanımlayan 100 kelime vardır. Onlar kar yağışına baktığında bu 100 çeşit yağış şeklinden birini görürler. Biz ise lapa lapa kar yağıyor veya sulu kar yağıyordan öteye geçemeyiz. Burda kar gerçektir. Karın yağış şekli ise gerçekliktir.

Şimdi gerçek ve gerçekliği olabildiğince açıkladık. Başta belirttiğim gibi bu bir ön hazırlık okumasıydı. Bir kaç gün sonra sinema ve gerçeklik konulu yazıda buluşmak üzere esen ve canlı kalın !

(Canlı kalmak, gerçek. Esen kalmak, gerçeklik 🙂

 

Not: kapak resmi için bir şey bulamadım. Ferhan Şensoy abinin resmini koydum. Ferhan Şensoy herşeye yakışır !