Alexander Supertramp ve Gitmek

İnsan; yaşamının ilk çağlarından beridir sosyal bir varlık. Sosyal olması, iletişim kurmak ve bunun beraberinde oluşan çizmek, yazmak, konuşmak gibi iletişim araçlarının oluşmasına sebep olmuştur. Günümüze gelindiğinde tüm bu iletişimin başladığı ve süre geldiği bu noktada önümüzde koskoca bir yorum tahtası vardır. Diller, milletler, dinler, bayraklar, sınırlar, savaşlar, fikirler, batıl inançlar, bilim, metafizik yani kısacası insana ve insanı ilgilendiren konulara ait olan her şey bu yorum tahtası içerisindedir. Millet gibi sosyal ve kültürel birliktelik içerisinde olan toplulukların, beraberinde sağladı sistemler; iletişimin ve pazarın son halkalarından biridir. Yoğunlaşan nüfusları kolay ve düzen içerisinde kontrol altına alabilmek için gerekli bir yoldur. Ama merak ettiğim nokta şu; bu tarz bir dünyanın içerisinde bulunduğumuzda, tüm bu sistem, milletler, sınırlar hepsini bir kenara koyduğumuzda, gerçekten anlam nedir? “Anlam ve Önem” sizin için ne anlama gelir?

Yaşamın tümü nükleik asittir; kalanı yorumdur.

-Isaac Asimov

Asimov bu konu hakkında biraz maddeci bir yorum yapmış. Açıkça söylemek gerekirse bu sözünde ona katılmaktayım. “Neden Amerika’yı Hayal Ederek Büyüyoruz?” Gibi diğer yazılarımda sistemi eleştirmeye çalışmış, yorum yapmıştım. Şimdi ise 21. Yüzyılda sosyal bir hayvan olan insanın; sistem içerisinde barınan ve yaşamını sürdüren, adeta kaygı makinasına dönüşen nesillerin, hayatta ki “Anlam” arayışına biraz değineceğim.

Fabrika

Karşı konulamaz bir “paketleme fabrikası” olan sistemde yaşamak ve yaşamdan anlam çıkartmak oldukça kurcalayacağı bir durumdur. Doğduğumuzda hayatın bize neler çıkartacağından ve başımıza geleceklerden habersiz bir şekilde din, dil, ırk, millet gibi sınıflara ayrılıp bir paket haline konuluyoruz. İşin acı gerçeği bu sınıfların hayatımızda bize ne denli iyi ya da kötü etkide bulunacağından habersiz masum bir şekilde büyüyoruz. Asimov’un da dediği gibi önceki insanların “yorum” olarak hayata kattıkları anlam bizi ne denli ilgilendiriyor. Başımızı kaldırıp yıldızlara baktığımızda bu paketlenmenin ve sistemin insan hayatında büyük ama galaksi de ne denli küçük bir etkisi olduğunu hissediyoruz. Belki de tıkanan toplumlarda sıkıntıların sebebi hep arkalarına yani geçmişine bakmaktan kaynaklı olmuştur. İleriye dönük, göğe, yıldızlara bakan bir fikir belli bir toplumu ya da en azından kendini kurtarabilir.

Dediğim gibi sistem bir fabrika ve biz bu fabrikanın paketlenmiş tavuklarıyız. Yaşam; bu denli bir anlam arayışında bize iki seçenek sunuyor: Kabulleniş ve kaçış. Ya sistemin gücünü kabul eder, onu eleştirir, yorum yapar ama buna rağmen sisteme katkı yapmaya ve içerisinde bulunmaya devam edersin ya da tüm bu “yorum”lardan kaçar kendi “Anlam ve Önem”ini bulursun.

Sistem yaşama başladığımız noktadan sonra ki sadece 5-6 sene bizi yalnız bırakır. O açığı da televizyon ile kapatır. Bizi okula başlatır ve belli bir müddet burada eğitim görmemizi ister. Eğitim görmemiz gerekir çünkü sistem bizden meslek sahibi olmamızı ister. Meslek sahibi olmamız gerekir çünkü sistem bizden kariyer sahibi olmamızı ister. Kariyer sahibi olmamız gerekir çünkü iyi bir kariyer iyi bir aile getirir. Kendimizi bize ait olmayan kararların arasında boşlukta buluruz ve her şey bir çırpıda biter. Hayatın anlamı ve insanların amacı böyle bir programda “Kariyer” olur. Kabullenenler çoğunlukla bu yolda başarılı olur, kaçanlar ise ya eğitimde ya iş hayatında ya da ailede bir patlak verir. Çünkü bunu istemiyordur.

Kariyer, 20. yy’ın bir icadıdır

-Christopher McCandless (Alexander Supertramp)

Yolda Olmak

Sistemden kaçmak belki de her göğe bakanın içinden gelen bir tutkudur. Ama bunu aile ve sosyal kaygılardan ötürü bastırıp kabulleniş durumuna dahil olup eleştirmekten başka bir şey yapamaz. Christopher Johnson McCandless; kaçmayı başaran nadir insanlardan biridir.

1968 yılında doğmuş olan Christopher; iyi bir eğitim hayatı geçirmiş, sistemin, kariyerinin, yaylarında ilerleyen bir bireydir. 1990 yılının Mayıs aylarında Antropoloji üzerine lisans eğitimini tamamladıktan sonra bir aile dostu tarafından yüksel lisans yapması için 25.000 dolar burs kazanır. Chris tüm bu parayı Açlıkla Mücadele Vakfına bağışlar. McCandless ailesini, dostlarını ve kariyerini bir kenara koyup kimliğini ve benliğini yakıp kül eder. Bu karar onu bir yolculuğa iter ve yola çıkar. Yeni hayatının başlangıcında yanında sadece bir sırt çantası ile birlikte iki yıl boyunca Amerika ve Meksika’da bulunur. İki yılın ardından yolculuğun asıl hedefi olan noktaya gitmek için yola koyulur. Ayakları ve fikirleri onu medeniyetten uzak, yabanın içinde Alaska’ya götürür.

Bu zaman diliminde yolda olmak onun için hem fiziki hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan etkileyen bir durum olmuştur. Alaskaya giden bu iki senelik yolculuğunda kariyerin ve sistemin değil “Yol”un ona sunduğu insanlar ile tanışır. Kendine “Alexander Supertramp”(Süperberduş) isminde yeni bir kişilik oluşturur. Alaskaya ulaştığında ise Fairbanks şehrinin yabanında neredeyse 64 kilometre yol kat ederek arayış içerisinde bulunmuştur. Şans eseri bir nehrin ilerisinde ormanın kenarında “Magic Bus” ismi verilen terk edilmiş bir otobüs bulur. Bu onun vahşi doğada barınmasına yardımcı olacak en önemli etkendir. Orada geçirdiği ortalama 3 aylık bir süreç boyunca Sincaptan tutun Alaska Geyiğine kadar pek çok hayvanı avlayarak karnını doyurmuştur. Avlanamadığı zamanlarda ise meyve ve bitki tohumu toplayarak karnını doyurmuştur. Geçirdiği sürecin sonunda geri dönme kararı alan Alexander; karşıya geçmesinin tek yolu olan nehrin oldukça derinleştiğini ve şiddetlendiğini fark eder ve geri dönemez. Mevsimsel dönemden kaynaklı çevrede pek fazla hayvan da bulunmadığından dolayı Alexander meyve ve bitki tohumu tüketir. Ta ki yanlış yediği zehirli tohum onun yaşamını tüketene kadar. 6 Eylül 1992 yılında bir kaç avcı tarafında 30 kg’lık bir halde bulunur.

Geçirdiği her günde küçük notlar kaydeden Alex’in son notu “Harikulade Böğürtlenler” olmuştur.

Son Nokta

Koca bir saat olan sistemin, çarklıları arasında olmaktansa, kendini bulmaya, yola çıkmaya, yabana gitmeye çalışan Alexander bence “Kaçmak” isteyenlerin en son noktasıdır. Hayatının başarılı gidişatına rağmen gerçek anlamın bu olmadığını düşünen ve temellerini attığı kariyerini bir kenara atıp kendini yabana atan birisinin göğe bakanların ulaşmak istediği noktadır. Kaygılarından sıyrılmak, hayata kendi anlamını katmak, sistemin bize yaptırmak istediklerinden kurtulmak arayış yolunda bizlerin “Kaçanların” gitmek istediği yön olacaktır.

Alexander’ı yola koyan ve yabana gitmesini sağlayan etkenler arasında mutlaka kitapların olduğunu düşünüyorum. Onun okuduğu ve etkilendiği kitaplar şunlardır:

-Beyaz Diş / Jack London

-Vahşetin Çağrısı / Jack London

-Aile Mutluluğu / Lev Tolstoy

-Doğal Yaşam ve Başkaldırı / Henry David Thoreau

-Huckleberry Finn’in Serüvenleri / Mark Twain

Alexander Supertramp eleştirdiğimiz ve içinde sıkışıp kaldığımız bu durumdan kurtulan bir kişiliktir, bize yol göstermesi ve ilham vermesi dileği ile.

Mutlu bir hayat yaşadım ve bu yüzden Tanrı’ya müteşekkirim. Hoşça kalın, Tanrı hepinizi kutsasın.

Christopher McCandless (Alexander Supertramp)

Ölüm yaman bir tarlakuşu, ne var ki yüzyıllara

Kas ve kemikten fazlasını bırakıp da ölmek

Çoklukla bir zayıflık göstergesidir.

Ölü taşlardır dağlar, ya imrenilir

Küstah sessizlikleri, endamları

Ya da bu yüzden onlardan nefret edilir.

Ne yürekleri yumuşar dağların, ne canları sıkılır

Ve birkaç ölü adamın düşünceleri dağlarla aynı mizacı taşır.

Kötü Anlarında Bilgeler / Robinson Jeffer

Nevzat Uluca
Nevzat Uluca
Master of Past and Present

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar