Hepimizin seçilmişi.

Baştan uyarımı yapıyorum yazı olabileceği en ileri boyutta kişisel, içinde ben, bence kelimelerini ve abartılı övgüleri rahatsız edici olabilecek ölçüde barındırıyor. Okudum, anladım, onaylıyorum diyorsanız; sonraki paragrafa geçiş yapmak imza sayılır.

Harry Potter ve bize sunduğu geniş evren hayatımın ortasına düştüğünde henüz yedi yaşındaydım. Bir kırtasiye dükkanın önünden geçerken Harry Potter ve Zümrüdüanka yoldaşlığı kitabını gördüm. Sanırım o zamana kadar gördüğüm en kalın kitap olması sebebiyle bir süre baktığımı hatırlıyorum (1115 sayfa. Yapı Kredi Yayınları’nın son baskısında ise 975 sayfa) akşam babama anlattım ve diğer gün kitap artık elimdeydi. Daha önce hiç bilmediğim bu evrende dolaşmak J.K Rowling tarafından her kitap başında yapılan tatlı özet sayesinde olduğundan daha basit şekilde gerçekleşmişti.Fakat yine de seriye sona yakın bir noktadan başlamanın getirdiği o yabancılığı yaşamadım dersem bariz bir yalan olur.

Ruh emicileri, Hogwarts’ı, yara izini, hiçbir şeyi bilmezken bile garip bir tutku ile sayfalar arasında dolanıyordum. Bilinen dünyamın yerli bir olup hemen yanında farklı bir dünya inşa edilmiş olması beni büyülüyordu. Tabii Harry’nin, tüm okurları gibi yıllarca büyücü dünyasından uzak kalıp sonradan dâhil olması merak ettiğimiz şeyleri onun sormasını sağlıyordu. O ilk okumamda bu nokta beni çok etkilemişti. Bir roman okuyorsun ve ana karakter senin adına sorular soruyor. Büyüleyici! Sonraları Kahramanın sonsuz yolculuğu kitabını okudum ve aslında tüm bunların tesadüf olmadığını anladım. Bu beni üzmedi büyü bozulmadı yani. Hayranlığım bilgi ile birleşti, daha çok sevdim.

Benim bu yazıda durmak istediğim yer kurgusal bir evren içinde içinde gezerken yaşadığımız o şahane hisler. Bir baykuş tarafından getirilecek mektubu bekleyerek büyüyen nesillerden bahsediyorum, öylesine derin bir bağ var bu seri ile aramızda. Durum çok ciddi!

Harry Potter her şeyden önce Rowling’inde söylediği gibi bir çocuk üzerine kurulu, zaten her şeyi başlatan fikir bir çocuğun yetişkinler dünyasından kaçıp her açıdan daha güçlü olduğu bir dünya içinde maceralar yaşaması. Harry seri boyunca binbir bela ile boğuşurken biz peşinden sürüklenir gideriz hep doğru olanı yapan bir karakter olmasına rağmen bu “kusursuz” hali bizi hiç rahatsız etmez çünkü öykü bize tamamen onun üzerinden sunulur.Onun bilmediği şeyleri bizde bilmeyiz.Onun gözleri bizimdir,fikirleri sayfalarca serilidir önümüzde.Bu yüzden seçimleri yapan biz oluruz ve bu sayede tüm olaylar kurgunun dışına çıkarak gerçeğe dönüşür.Okuruz,bir şey olur tepki veririz tepkimize göre başka bir olay gelişir. Bu garip bir hissiyattır çünkü aslında tek yaptığımız sayfa çevirmektir ve akışı asla değiştiremeyiz. Tek yaptığımız yazılmış olanı okumaktır ama bu öyle ustalıkla verilir, yedirilir ki kurgu gerçek olur bir anda.
Harry büyücü dünyasında ki çoğu sorununu bir büyücünün yapmayacağı davranışlar yaparak çözer çünkü dediğimiz gibi oda ayrı kalmıştır dünyasından bizim gibi.Bu nokta çok önemli,istenen ve başarılan özdeşlik kurmamızdır.Serinin en büyük başarı sebebi budur bence.Biz o evrene çok ait hissederiz.Aslında bu tüm sevdiğimiz eserler için söylenebilir bu ama Harry Potter için daha geçerlidir.Bir yetişkin için belki değil ama seriyi okurken yetişkin olanlar için kesinlikle öyle.

Gevezelik ettiğimi ve yazının bütünlükten uzak olduğunu biliyorum. İyi bir inceleme yazısı tarafsızlık ister ve bu Harry Potter için bende yok.Nasıl olsun? Ben yıllar boyu içinde yaşadım bu evrenin,karakterim burada oluştu,iyi,kötü tanımlamalarım burada kuruldu.Karakterler üzerinden kafamda oturttum bu kavramları.Hayat içindeki duruşum bu okumalarla belirlendi.Ben bu gün bu yazıyı yazıyorsam bu Harry Potter sayesinde oldu.Ben kağıt ve kalemin ne acayip iki nesne olduğunu,ne kapılar açıp ne hisler yaşatabildiğini onda anladım.Bana manidar olarak bu iki nesnenin sihrini kattı o kitaplar.Duruşumu değiştirdiler,karakterimin temel yapısınu kurdular.Ben eğer onları okumasam Suç ve ceza da olmayacaktı benim için yüzüklerin efendisi de.Kırmızı kurdele almak için başlayan okuma azmini yeni evrenler keşfetme,insan ruhunu anlamak,Hamlet ile beraber milyon yıllık meseleler üzerine düşünmek seviyesine çeken bir seri benim için Harry Potter.
Hayat içinde kutsallarımız vardır.Kimi için dini kutsallardır bunlar,o metinler üzerine kurulur yaşantı,kimi için futboldur bu,diğerleri için sinemadır.Onlar için oy verdikleri partidir,bunlar için giydikleri markalar,şunlar için sevgili oldukları insanlar,anneler için çocuklar,öğretmenler için eğitim,baletler için bale,uzar gider bu.Burada geçen kutsal yanlış anlaşılmasın tam kelime anlamıyla “ yüksek değer “ anlamında kullanıyorum.Bu yüksek değerler bizim virajlarımızdır onları dönünce hayat artık bir başkadır.Renkler,sesler,insalar bir başka açıdan gelir gözümüze.Tüm felsefe bilmek ve bilmekle değişenler üzerine kuruludur,yığılmalardan oluşur felsefe.Birikimler ile yükselir.Benim bu yığılmada ilk yapı taşım Harry Potter.Hayata karşı onun üzerinde yükseliyorum.Durduğum yükselti bana fazla manzara sunmuyor ama rahatsız değilim.Fazla yükselmediğim için küçük şeylere daha yakınım. İddiam budur zaten küçük meselelerin adamı olmak isterim.Böylede rahat eder zihnim.

Anahtarlar.

Ulan ne abarttın diyebilirsiniz ama faydası olmaz.Bu metin en sade haliyle bir iç döküş,bir benlik manifestosu.Manifesto burada kullanım olarak yanlış biliyorum ama kelimelere farklı anlamlar katılabilir, zaten manifesto böyle oluşmuş bir kelime.Ben onu bir başka boyuta alıyorum.Hiç bir gemiye yük bıraktırmayan,hiç bir toplumsal ve sosyal harekete yol göstermeyen şahsi bir manifesto.Bu mecra bir kürsü, mikrofonu açık,seslenip duruyorum ama dolu ama boş meydana.Benim sesim bu seri ile çıkmaya başladı ve inerken tek bir alkış bile olursa, o alkış bu serinindir. Beni alıp getirdiği yer için,bilet kestiği tren için,dersler verdiği,ortak salonunda şölenler yaptırdığı okul için,acılar çektirip kazandırdığı zaferler için.Beni 15 yıldır sürekli büyüttüğü için.Tüm itirazlara,tüm kötülemelere karşı tek sözüm var semalara haykırdığım; expelliarmus!