Tamam,biliyorum başlık uzun ve alıntılı.Genel kurallara aykırı ama seviyorum.Bu tarz başlıkların içerikle ilgili en başında net mesajlar verdiğini düşünüyorum.Bu başlık benim fantastik Türk filmlerine bakışımı çok net anlatıyor mesela.Başlık konusunu çok ileri dönem bir yazı için burada belgelemiş olalım ve anlatımız başlasın.Konumuz hem çok yerel hem hiç yerel !

Dünya çapında kült olmuş fantastik filmimiz.Dünyayı kurtaran adam.

Fantastik kurgunun genel özelliklerine bir yazıda değinmiştik şimdi bu konuyu Türk sineması üzerinden başlangıç seviyesinde ele alalım istiyorum.Bu konu hakkında ana kaynağımız ,öğretmenimiz ,güzel insan,naif kişilik Giovanni Scognamillo kendisinin konu hakkında yazdığı detaylı kitabını bulmanız halen mümkün yazı sizi cezbederse bir bakın derim.

Türk sineması yıllardır bize sunulduğu gibi sadece drama ve komedi filmleri üzerine kurulmadı.Sinemanın parayla çok sıkı olan ilişkisi bu popüler türlerin yoğun olarak üretilmesi ve dolayısıyla tüketilmesini doğursada sinema dünyamız içinde fantastik filmlerde var.Dram ve komedi türleri içinde olan filmler bile dönemin şartları dolayısıyla pek çok zorluk içinde çekilmişken ana akımın uzağıdan geçen fantastik filmlerin ne zorluklar içinde çekildiğini siz düşünün.Bahsettiğimiz dönemde internet yok bunu unutmayalım.Bu filmlerin çoğu günümüz şartlarında asla çekilemezdi.İnternet sayesinde hemen yayılır ve telif yasaları tarafından hemen avlanırdı.Dönemin karanlığı,konuların,müziklerin,karakterlerin

Tek Superman asla yetmez !

hatta birebir senaryoların özgürce kopyalanmasına çok rahat imkan tanımıştır.Yerelleştirilen karakterler ve dönemin imkansızlığı bu filmleri bu günün uzaya çıkan CGI teknolojilerine rağmen merak içinde izlememize imkan tanıyor.Her sahnede acaba bunu nasıl çekmişer veya bir sonraki sahnede ne saçmalayacaklar merakı ile sürüklenip gidiyorsunuz.Benim en büyük motivasyonum ise bu adamların tutkusu.Bu gün bile destek olmaksızın muazzam zor olan film yapım sürecinin bariz yokluklar içinde gerçekleştirilmiş olması.Saçmalamışlar desem bile saygı duruşunda bulunmak isteği içimde yükseliyor.Giovanni Scognamillo kitabında Drakula İstanbul’da filmiyle ilgili şu  anektoda yer veriyor;

Sohban Koloğlu mezarlık sahnesinde gereken sisi yaratmak için buldukları çözümü şu şekilde açıklar: ” Gerekli teknik malzemeden yoksun olduğumuzdan ışığa karşı çekilen bir duman tabakası kullandık. Bu duman tabakasını nasıl mı gerçekleştirdik? Çok kolay bir şekilde: ekipteki 30-40 kişi, her birinin ağzında 3-4 sigara olarak yere yattılar ve sigara dumanını üfleyip püflemeye başladılar.”

Bunu izlemenizi özellikle öneririm.

 

Sis makinesi yok,ne yapalım çekmeyelim mi ? Tabi ki çekeceğiz,yakın sigaraları! Bu azme bu yaratıcılığa nasıl saygı duyulmaz ?

Bu fantasik filmler sektör içinde bir noktadan sonra iş yapmaya,seyirciyi çekmeye dolaysıylada yapımcıları kâra geçirmeye başlamış ve çoğalmışlardır “Fantastik Türk sineması, Yeşilçam’ın üretim anlamında altın çağını yaşadığı ve dünyada en çok film üreten dördüncü ülke konumuna geldiği bir dönemde patlama yapar. Türk sinema tarihinde çok yer almayan ve bahsedilmeye değer görülmeyen bu B-tipi “taklit” filmler, Yeşilçam gibi “değersiz” görülen bir sinemanın bile en alt kolunda değerlendirilir. Küçük, yeni ve sermayesiz şirketlerin elinden çıkan bu filmler, yıldız sisteminin tavan yaptığı bir dönemde yüksek ücret isteyen ve zamanı çok değerli olan oyuncularla çalışamayınca kendi yıldızlarını üretir.Büyük şirketlerin burun kıvırdığı fantastik filmler, bütçesiz ve amatör olmaya mecbur kalarak kötü dekorlarla, kostümlerle ve oyunculuklarla var olmaya çalışır. Bu halleriyle üretildikleri dönemde halk tarafından ilgiyle izlenir ve günümüzde de dünya sinema tarihinin en ilgi çekici kült filmleri arasında kabul edilirler. Kimi zaman bin bir gece masalları tarzındaki kostümlü maceralara, kimi zaman Amerikan filmlerinin çeşitli taklitlerine ve maskeli süper kahraman filmlerine öykünen fantastik Türk sineması, kimi zamansa hepsinin yer aldığı melez filmler üretir. İmkânsızlığın ve parasızlığın getirdiği yaratıcılığın ön plana çıktığı bu filmlerin ilk örneklerinin -Türk sinemasının gelişim süreci dikkate alındığında- oldukça erken bir dönemde ortaya çıkması ise şaşırtıcıdır.”

Ey Kaptan Amerika sen kimsin ya !

Türk halkı bu filmleri şaşırtıcı şekilde sever.Neden sevdiklerini sosyologlar pek çok şekilde açıklar eminim ama ben bu tarz işler için hep şunu düşünürüm,insanlar gerçekten kaçmak ister.Bu fantastik film janrası ortaya çıkana kadar dramaya boğulan,büyük bir şok ile kızın gözlerinin açıldığı filmlerden sıkılan seyirci tanıdık topraklarda geçen bu fantastik hikayelere açlıkla saldırmıştır.
Biz geek tayfa içinse bu filmler başka anlamlarda içermekte.Bildiğimiz süper kahramanları bu filmlerin yarattığı şeklide izlemek bazen muazzam bir zevk bazen bariz bir işkence oluyor.Karakterlere ters dikiz bir bakış atmaksa her zaman için şahane bir deneyim.Özellikle benim gibi kötü film izlemek gibi bir zevkiniz varsa ( kötü filmler çok şey öğretir insana ) geçmişimizde yatan bu renkli dünya içinde bir tur atın derim.Zaten bu yazı bir giriş,bir merak uyandırma yazısı,bir keşif çağrısı.Detaylı bir listeyi şuraya bırakıyorum.Merakınız canlanırsa sizi burda bekliyor olacağım !

 

Avengers sinemaya biraz geç kalmış gibi !