Merhabalar sayın okumacılar. Bu gün bir serinin ilk yazısında buluşuyoruz sizinle: Namütenahi ansiklopedi !
Neymiş efenim bu demenize fırsat vermeden açıklamak istiyorum. Parça parça gidelim.
Namütenahi: “Sıfat özelliğinde olan kelimemiz Farsça “na”, Arapça “mütenahi” köklerinden türetilmiştir. Anlam olarak, sonsuz, ucu bucağı ve nihayeti olmayan demektir. Aslında Arapça olan mütenahi sonlu anlamına gelir. Başına gelen -na eki ile bu kelime olumsuzlaştırılmış yani sonu olmayan anlamı kazandırılmıştır.”

Ansiklopedi: Belli yöntemlere göre düzenlenen, bütün bilim, sanat, uğraş dallarının tüm bilgilerini ayrıntılı olarak bir arada ya da bu dalları tüm bilgileriyle tek tek veren, çok geniş kapsamlı, genellikle birkaç ciltten oluşan kitap.
Kelime köken olarak, latince encyclopaedia kelimesinden gelmektedir. Anlam olarak, genel eğitim programı,her konuya değinen eğitici kitap demektir.

Yani biz sonu olmayan bir ayrıntılı, şahsi bir ansiklopedi yazıyoruz. Peki ne anlatacağız? İçimize düşen, aklımıza takılan, bizi bir noktadan inciten, bir noktadan iyi eden, sevindiren, güldüren ne varsa onu anlatacağız.

Buna dayanan bir kitap biter mi ?
Heyecanımız, merakımız, tüm o hislerimiz, bitmez yani ansiklopedi bitmez.Bittiği nokta öldüğümüz ana denk gelecektir, biz öldüğümüz an ise kitap yarım kalmış olur yani yine bitmez. Kitabımız muazzam bir paradoks içinde kalıyor ve “namütenahi” oluyor.
İşte bu bence çok güzel !

Evet, giriş yazımızı yazdık, meramımız hangi kaynaktan besleniyor anlattık. Geriye tek kalan başlamak.

Namütenahi Ansiklopedi / Madde Bir – Hep Sonradan

Biraz arabesk bir giriş kabul ediyorum fakat burası ortadoğu. Bizler zor kulvarın genel kaybeden çocuklarıyız, bir yanımızı hep arabesk. Bunu
inkar etmeyelim artık.

Bir şarkı, Ahmet Kaya sesinden duyulan, Ali Çınar sözleri. Hep sonradan.

Çok cover yapıldı bu sözler üzerine Deniz Tekin tarafından seslendirilen ayrı bir hoşuma gider. Hatta Ahmet Kaya ihanet saymasın, Deniz Tekin daha etkiler beni.
Peki neden etkileniyorum. Etkilendiğim yetmedi neden oturup yazıyorum ?
Ses, melodi güzelliği değil beni vuran. Beni bir yere indiren sözler ve ihtiva ettikleri anlam.
O sözlerin ihtivası beni tutup çok iç bir noktamdan ihya ediyor.
Beraber bakalım sözlere.

Ne sen leyla’ sın ne de ben mecnun
Ne sen yorgun ne de ben yorgun
Kederli bir akşam içmişiz sarhoşuz hepsi bu

Hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan
Hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan

Ne sen bulutsun ne de ben yağmur
Ne sen mağrur ne de ben mağrur
Hüzünlü bir akşam susmuşuz durgunuz hepsi bu

Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan, sonradan
Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan
….

Bu sözlerden benim payıma çıkan anlam bir kabülleniş. Bir olmazdan vazgeçiş. Sonu çok kötü bitecek olan bir duruma baştan uyanış, bir çeşit kendini yeniş. Bu sözler sert bir kayaya çıkan viraja girmeden ilk sağa dönmek gibi bir nefes alış anını ifade ediyor.
Söz diyor ki kendine gel, bizde bir leyla ile mecnun durumu yok. Serde aşıklık istidadı yok. Kendine gel. Biraz buruk bir akşam, içmişiz, sarhoşuz hepsi bu. Kendine gel. Bunlar hormonel bir takım esintiler, bunlar bilinç altımızın romantik kodları. Biz bu yola uyarsak, ki uyarız ve ben şairim abartırım. O virajı alamayız, taklalar atar aracımız.
Bu sözler bence bir pişmanlık anlatısına ait değil. Kendini keşfetmiş bir insanın ön görülü hareketine ait. Hep sonradan gelir aklım başıma derken geçmişinden bahsediyor. Şu an yaşanandan değil. Şu an zaten bir şey yaşanmıyor, sözler alınan bir önlemi anlatıyor. Karşı tarafa ihtarname gönderiyor. O yüzden bence rakı masalarında, her ayrılık sonrası bin tekrar halinde dinlemeyin, zayi etmeyin şarkıyı.
Sözler anın keyfine kapılıp sonrasını düşünmeyen bir adama ait değil. Bunu defalarca yaşamış, artık dersini almış bir adama ait. Şair o nokta üzerinde bir sınavı başarıyla veriyor. Ne sen bulutsun ne ben yağmur dedikten sonra gülerek mırıldanıyor kendi kendine,
“Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan.”

O cümle bir zafer anını kapsıyor. Bu sefer akıl önceden gelmiş. Aklın gelişi hep huzur getirmez, genelde çelişki yüklüdür fakat bu sefer öyle olmamış. Kahramanımız gülüyor. Şair bin yılda bir gülümser, şair o an gülümsüyor.

içten gelen bir sese, aklın bir operasyonu bu sözler. Binbir kalp atışını susturan bir fikri darbe. Yönetimin değiştiği ve artık herşeyin daha güzel olacağına inanılan sihirli bir an. Tüfeklerin sustuğu ve nutuğun atıldığı, sözün nadir zafer anlarından biri tüm eser.

Tüm bunlar elbette şahsi yorumlar. Bütün ansiklopedi için kilit bir cümle bu.
Tekrar edelim:
Tüm bunlar elbet şahsi yorumlar.

Siz nasıl isterseniz öyle dinleyin, yorum özgürlüğü saklı bir haktır, elinizden alınamaz.

Ben böyle dinlemeyi tercih ediyorum. Sözler bana böyle geçiyor. Kendimi Oblomov olarak sınıflandırırken, başka türlü nasıl olabilirdi ki ?

Nereden Akla Düştü ?

Dalga saymaya sahile gidiyorduk, şarkı radyoda çaldı. Uzun süredir dinlemiyordum. Çeşitli ağaçlar geçerken şarkıya daldım, melodi kesildi, sadece sözler kaldı. Tüm okuduklarınız o an düştü zihnimin kıvrımına.

Bu noktaya kadar geldiyseniz, teşekkürler sunmak isterim. Çok şahsi bir yerinden bakıyoruz bu ansiklopedi sayfalarında. Özdeşleşebiliyorsak ne mutlu, olmuyorsa hepsi pestenkerani sayıklamalar.