Ben Mahir Karanfil.
Çok çok eskiden bazı şeylere inanırdım.Yağmura mesela,temizler derdim.Sonra toprak yollarda yakalandım yağmura çamuru tanıdım. Uykuya inanırdım. Yaşlı bir kütüphane memuru gibi kafamızın içini derlediğini, kimi anları kimi değer yargılarına göre sıraladığını düşünürdüm. Sonra sabaha karşı gelen kabuslar başladı. Cümle coğrafyamda düzene dair ne varsa yok oldu.
Masallara inanırdım, zamansız ölen tüm güllerin gizli bahçesi sanırdım. Sonra fark ettim ki kurtlar konuşamaz ve babanne kurtulamaz,çöpe attım masalları. Seri halinde gelen tüm fark edişler, bir altın vuruşa denk düşer. Bu vuruştan sağ çıkanlar kusarlar.

Ölmedim, kustum.
Kusunca rahatladım. Yer yüzünde kusmak kelimesinden sonra en çok gelen kelime rahatladımdır. Bunu bana Sunay Akın söylemedi.
Kustum, rahatladım. Giden eskiler, gelen yenilere yer açmak gibi bir görev sahibidirler. Boşluklar dolsun istedim, bu çok kırıcı bir istektir. Çok kırlangıçlar bu yüzden ölmüştür, cümle coğrafya bunu hiç umursamamıştır.
Eski bir defter çekerek önüme bakmaya başladım. Çok vinatage bir anarşistim. Erken seçime tepki olarak geçen kışın kazağını giyiyorum. Bunu daha önce bir şiirde söylemiştim. Kimse bilmez, tekrar etmek istedim.
Defteri iyice kendime çektim. En yakın köprüsünü virajlarından öpmek ister gibiyim. İnsanın kendisini gibilerle anlatması ne acı.
Defterle bakıştık, kimi kuşlar çok ekspres geçtiler camın önünden. Nefes aldım, yazdım.

“ Ki zaten pizza yedim mideme oturdu inatçı ve yalancı bir hükümet gibi 10 saattir midemde…

Ki zaten Mecnun, Leylasızda Mecnundur ama Leyla Mecnunsuz sadece depresyonda ki kadın modeli. Yada belki bir ihtimal bir Can Temiz şarkısı…

Ki zaten ben Hermione’ye aşıktım. Asuman nerden çıktı. Niye öyle öpüyor beni. Bu çok acem bir kötek. Üç kişilik bir savaşta öpülenin ölen olacağı kesindir. Bu bir Shakespeare tiradı değildir…

Ki zaten bir meydan savaşında sordular bana, nedir dediler hayatın anlamı, baklava dedim. Bu kadar basit mi dediler…kızdım. Ulan sanki baklavadan karışık mevzu var…

Ki zaten kuş ölümleri çok kırmızı sağanaktır. Süzülmeleri hatırlanır. Kanat çırpışları hatırlanmaz. Bunu bir şiirde söylemedim isimli bir yalan kuruyorum. Belki üçüncü yeni bir müzik grubudur. Kim bilir… “

Durdum. Defteri halının altına koydum. Tek kişilik bir yaşantının tüm gerçekleri halının altındadır.
Aklıma askerliğim geliyor tüm bunları yazınca. O alayı hatırlıyorum ve kır saçlı albayı. Ne seyrek geçerdi, kamuflaj gözlerimiz önünden. Her sabah izmarit toplamak insana çok şey düşündürüyor. Şafak 218, 27 izmarit geride kalmış, aklıma geliyor. Hamurları küçük küçük kesip, içine kıyma koymak kimin aklına geldi ?
Şafak 198, 16 izmarit torbanın dibinde, aklıma geliyor. Babası değirmenci olan adam, niye bira içmiyor ve ağlıyor ?

Bitirmek istiyorum bu zihin akışını. Ellerim çok soğuk. Niye konuştuk bu kadar ?
Ben duvarlara ne anlattım ?

Susmak istiyorum.

Ben Mahir Karanfil. Kır çiçek bir hırka giyiyorum ve duvarlarla konuşuyorum.
Bunuda bilin istedim.