Christine (1983) Film İncelemesi

0

Halloween, The Fog gibi pek çok ustaca filme imza atan yönetmen Carpenter’ın sevdiğim bir filmi olan Christine: Stephen King’in aynı adlı romanından 1983 yılında uyarlanmıştır. Diğer Carpenter işlerinin yanında hayranlar tarafından daha az sevilmiş, eleştirmenlerin bazı kesimleri tarafından düşük oylanmıştır. Ama buna rağmen film gerçekten güzel, canavarını iyi işlemiş ve hangi ara bittiğini kestiremediğimiz bir tattadır. Hikayeyi hızlı ve akıcı işlemesi ile bizi içerisine bağlayan kurgu, adeta inci taneleri gibi özenle seçilmiş müzik listesi ile göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor.

Stephen King’in bu romanı yazdığı dönemde ki popülaritesi sayesinde, yapım şirketleri çıkaracağı her yeni eserinin hayranları tarafından çok tutulacağını tahmin edebiliyordu. Bu popülerliği sayesinde King ile, Christine çıkmadan önce film sözleşmesi imzalanmıştı. Filmin yönetmeni ise korkunun kralı Carpenter olması karar kılınmıştı.

İşin ilginç yanlarından birisi ise; döneme damgasını vuran oyuncuları kullanmak yerine, yapım şirketinin kendi isteği üzerine daha az popüler olan oyuncular tercih edilmişti. Bunun en büyük sebebi ise “Christine” adlı araba olan Plymouth 1958 model arabanın çok maliyetli olmasıydı. Sınırlı sayıda üretilen aracı sette daha iyi ve kullanışlı görüntüler elde edebilmek için nadir olmasına rağmen 23 adet satın alınmıştı.

Ölümcül Başlangıç

Film; Christine’nin bir kaç arabanın harmanlanması ile yapılmış bir egzoz sesi ile başlayıp, ardından Bad To The Bone şarkısı ile hoş bir giriş yapıyor. Fabrika da geçen bu giriş sahnesi kitapta geçmeyen bir sahnedir ve açıkçası benim filmde sevmediğim noktalardan birisidir. Çünkü burada gerçekleşen kaza ve ölümün sebebi olmadığı için bize bir alt yapı sunmamaktadır.

Fabrika sahnesinde ayna perspektifi.

Kitabı okumuş ve uyarlamayı o şekilde seyretmiş biri olarak; filmde bir alt yapı eksikliği hissetmekteyim. Öncellikle hepimiz korku edebiyatının ve sinemasının içerisinde fantastik barındırdığını biliyoruz. Bir araba fabrikadan çıktığı halde hiç bir sebep ve anlam barındırmadan tabi ki şeytani olabilir. Ama kitapta bunun için daha iyi bir arka plan hikayesi varken neden böyle boş bir fabrika sahnesi var ki film de? Bu sahne için sevdiğimi söyleyebileceğim tek nokta kamera kullanımı ve açıları.

Müzik ve Görüntü

Usta yönetmen Carpenter; daha önce ki filmlerinde, film boyunca kendi bestelediği müzikleri kullanır ve biz büyük bir haz yaşatırdı. Yönetmenliği gibi müzisyenliğini de takdir ettiğim Carpenter adeta bir klavye ustası. Bu film de ise Carpenter’ın sadece bir adet film için yaptığı parça var. Filmin müziklerinin tamamını bu parça hariç, 50’ler-60’lar tarzı “Rock and Roll” müzikleri kapsıyor. Daha önce ki filmleri de rastlamadığımız bu durum açıkçası filmin neredeyse her sahnesine çok iyi oturmuş durumda.

Donald M. Morgan Christine çekimlerinde.

Müziğin yanı sıra filmde en çok beğendiğim nokta ise kamera açıları. Şunu belirtmek isterim ki; bazı filmler vardır, sanat yönetmeni aralarından sıyrılır, sahne dekorlarında, açıda ki estetik de onun imzasını çok iyi alırsınız. Bazı filmler vardır, makyaj çok iyidir, örneğin The Thing. Bu film de ise Görüntü Yönetmeni: Donald M. Morgan kamera açıları ile filmi bize adeta anlatıyor. Filmi izlerken Görüntü Yönetmeninin özgünlüğünü hissedebiliyorsunuz.

Hırçın Bir Kadın: Christine

Senaryo bazı noktalarda kitaba bağlı kalırken bazı noktalarda -neden olmadığını bilmediğim şekilde- ayrışmaktadır. Kitap da LeBay karakteri ön planda ve önemli olmasına rağmen film onu fazla işlemez.

Filmin anlattığı konu ise: Ezik ve öz güvensiz bir karakter olan Arnie Cunningham, adeta “külüstür yığını” olarak adlandırılabilecek halde olan 1958 model Plymouth Fury’e tutulur. Bir şekilde ona sahip olur, onu tamir edebilmek için elinden geleni yapar. Otoriter bir annenin ve baskıcı bir ailenin yetiştirdiği lise son sınıf öğrencisi Arnie karakteri; okulda pataklanan, eziklenen bir genç iken, bir arabaya sahip olup öz güveninde ne denli bir artış yaşadığını görmekteyiz. Arabası -kadını- Christine ile adeta saplantılı bir ilişki içerisinde olan Arnie, çevresindeki neredeyse herkesin o arabayı sevmemesine rağmen kimseye aldırış etmez.

Film de göz önüne çıkan bir diğer durum ise; uç karakterleridir. Filmin daha ilk sahnelerinden Arnie’nin annesi Regina’nın ne kadar baskıcı ve sert mizaçlı bir kadın olduğunu görürüz. Arnie fazla ezik, Dennis fazla yardım sever, Buddy tam bir kabadayıdır. LeBay korkunç, Darnell huysuzdur. Bu uç karakterler ile bize renkli bir film sunmaktadır. Bu renkli karakterlerin arasında en belirgin olan ise Arnie’dir.

Arnie Cunningham başta öz güven olarak berbat bir halde, ezik bir karakteri bize yansıtırken birden görülen bir değişim yaşamakta. Bu değişim kitapta da görülse de, kitap bunu yedire yedire ağır ağır hissettiriyor. Film de ise açıkçası sırıtan bir hızlı değişim söz konusunu. Gözüme batan bir diğer nokta ise bu olmuştu, karakterde görülen ani değişim biraz fazla hızlı olmuştu.

”Tamam… Göster bana.”

Tamam… Göster bana.

Film bence içerisinde pek çok simgesel ve estetik sahne barındırıyor. Leigh’in boğulma sahnesi, Buddy’nin arabayı parçalayışı, “Okay…Show Me” sahnesi ve son kepçe sahneleri gibi sahneler, insanın ifadesinde hoşuna giden bir sırıtma oluşturmasını sağlıyor. Bu sahnelerin akılda kalıcı ve etkileyici olmasında pek çok müziğin destekleyici payı var.

Christine’nin avda olduğu sahneler ise en iyileri arasındadır. Kurbanlarını tek tek yok eden Christine’nin güçlü, hırçın ve istikrarlı bir kadın olduğunu, dar duvar arasında sıkıştırması, yanmasına rağmen durmadan ilerlemesi gibi adeta simgesel ve ölümsüz sahneler ile hissetmekteyiz.

Christine ava çıkıyor…

Ana karakter üzerinde yapılan değişimin rol dışında, makyaj ile de çok iyi desteklendiğini belirtmek isterim. Film Arnie üzerinde son sahnelere doğru çok iyi makyaj kullanmış ve değişimi bize hissettirmiştir.

Christine’nin şeytani ruhu ve azmi son sahnelerde nelere mal olduğunu, bir kazananın ya da bir kaybedenin hala belli olmadığını çok ince bir sahneyle anlamaktayız…

“Sana aşk hakkında bir şey diyeyim: Doymak bilmez bir iştahı vardır, her şeyi yer. Dost, aile, o kadar çok yiyor ki, hayret ediyorum. Ama bak ne diyeceğim; onu doğru beslersen, bizimki gibi güzel bir şeye dönüşebilir. Biri sana inanırsa bu evrende her şeyi ama her şeyi yapabilirsin. Sen de o birine inandığında, artık seni hiç kimse durduramaz!

Dennis: Leigh için böyle mi hissediyorsun?

Arnie: Ne? Saçmalama! Ben Christine’den bahsetiyorum.”