Christine (Stephen King) Kitap İncelemesi

Hayatın bazı noktalarında, içerisinde bulunmaktan zevk aldığımız, kimseyle paylaşamadığımız, nasıl bir durum olursa olsun kötülüğünü kabul etmediğimiz şeyler vardır. Bizi ayakta tutan, güç veren ve özgüven kazandıran… Ve bunun tam tersi şeklinde içerisinde bulunmaktan hiç mi hiç haz etmediğimiz mekanlar, araçlar ya da durumlar vardır. Bu kimi insanlar için hastaneler, kimisi için motorsikletler, kimisi içinse herhangi bir evdir.

Size kötü hissettiren bu korkunç atmosferli yerlerde durmayı asla istemezsiniz, sanki sizi orada çeken, ruhunuzu emen, boğazınızı düğümleyen, gırtlaklayan bir kötü ruh varmış gibi hissedersiniz. Leigh, Dennis ve pek çoğu da 1958 model Plymouth Fury’nin içindeyken böyle hissediyordu. O arabanın kükreyen egzozunda, kan kırmızı boyasında, iki keskin gözmüş gibi bize bakan farlarında anlamlandırmadıkları bir şey vardı.

O bir Katil

1958 model Plymouth Fury, Roland D. LeBay’ın tutkuyla bağlı olduğu ve çok sevdiği arabasıydı. Onu cazibeli ve hırçın bir kadın gibi görüyor, ona “Christine” diyordu. LeBay sinirli öfkeli bir çocukluk geçirmiş, yetişkinlik döneminde ise orduda yer almıştı. Hayatında önem verdiği şeyler Christine ve ailesiydi. Ama şöyle bir durum var ki Christine’nin onu içine çeken tutkusu çoğu zaman ailesinin önüne geçmesini sağlıyordu. Bu üstünlük, LeBay’ın karısının ve kızının trajik bir şekilde öldüğü zamana dek sürdü ve kesinleşti. Hayatının önem verdiği çoğu şeyin bu arabanın içerisinde kaybeden LeBay artık Christine’ye aşıktı. Öfkesini, sinirini, bu araba ile ikiye katlıyor daha güçlü hissediyordu.

Ana karakterimiz Arnie Cunningham ise; çocukluğundan beri eziklenen, yüzü sivilce dolu, koca camlı, çatlak gözlüklü birisiydi. Görünümü ve kişiliği yüzünden, ortaokulda da, lisede de kaderi pataklanmaktı. Ama sıkı dostu Dennis; onun sırtını kollayan, pataklanmasına engel olan hatta kendisini savunurken onu gaza getirip yan safında duran çok yakın arkadaşıydı. Dennis, Arnie nazaran daha temiz yüzlü ve daha kalıplıydı. Arnie kadar eziklenmezdi. Onunla takılmış, hatta onu ilk defa bir işe sokmakta vesile olmuştu. Yaz tatillerinde hem vücut çalışmak hem de harçlıklarını çıkartmak için ikisi beraber belediyenin yol kazı çalışmalarında çalışıyorlardı. Bu işin onlara faydasıda oluyordu, vücutları gelişiyor Arnie’nin yüzündeki sivilceler güneş ışınları sayesinde azalıyordu.

Arnie’nin hayatta iyi anladığı tek nokta arabalardı. Araba parçalarının arasında bir dehaya dönüyordu, içinde yanıp tutuşan bir araba sevdası vardı. Bu sevdayı körükleyen, bir gün yolda Dennis ile yürürken karşılarına çıkacak olan, Christine olacaktı. O boyası eskimiş, külüstür, berbat arabaya kimse para ödemezdi. Ama Arnie ona tutulmuş, adeta aşık olmuştu.

Aşk Üçgeni

Çevresinde ki hiç kimse o arabayı istemiyor, arabanın içerisinde ya da etrafındayken kötü korkunç bir atmosfer hissediyorlardı. Arabayı almasını isteyen tek kişi, arabanın satıcısı; LeBay’dı. Arnie elinde sonunda aşık olduğu kadına sahip olmuştu, ama bu geri dönüşü olmayan bir değişime kapı açıyordu.

Korkuya kapılmıştım. LeBay, “ onu neden istediğini bilemiyorum, evlat. O Maça Asıdır,” demişti. Maça Ası da fallarda en uğursuz sayılan karttı tabii.

-Stephen King

Arnie’nin kız arkadaşı Leigh herkes gibi Christine’yi istemiyordu. Ne var ki Christine’de Leigh’i istemiyordu.

Arnie adeta bir aşk üçgeni içerisindeydi, Leigh Christine’yi istemiyor, Arnie de Christine’den vazgeçemiyordu. Arnie bir karar vermek zorundaydı.

Öfke ve Özgüven

Arnie daha garip, eskisine benzemeyen bir hal almaya başlamıştı. Özgüveni artmış eskiden hiç etmeyeceği lafları, üslupları benimsemiş bir hal almıştı.

Her şey zamanında Arnie’yi pataklayan Buddy ve arkadaşlarının birer birer, geç saatlerde ezilerek ölmesiyle garipleşmeye başlamıştı.

Hikayenin gidişatı genel hatlarıyla böyle. Hikayedeki korku ibarelerini ve fantastiği bir kenara koyarsak kitabı şu şekilde yorumlamak istiyorum: Bence kitap ailesi tarafından bastırılan ve sıkı bir otoriter anne eğitiminden geçmiş bir gencin, okuldaki sosyal ortamında ne denli düşük bir sınıfta olmasına sebep verdiğini açıkça bize sunmakta. Belki de anne tarafından aşırı baskı altında büyüyen bireyin özgüveninde oluşan yetersizlik, Amerikan liselerinde hep olan “Kabadayı”lar tarafından hırpalamasına zemin hazırlamıştır. Ve bu durumda olan gencin kendisine artı özgüven getirme potansiyeli olan “Araba” faktörü ile özgüveninde nasıl bir artış yaşadığını ve psikolojisinin ne denli değiştiğini görmekteyiz. Artık daha özgüvenli ama aynı zamanda huysuz, sinirli ve kırıcı birisine dönüşmekte. Aynı LeBay gibi…

Stephen King ve 1958 Model Plymouth Fury

Canavar=Araba

Stephen King; açıkcası korkunun üstadlarının bir parçası benim gözümde, Alan Poe ve Lovecraft’ın ardından en iyi üçlüden birisi. Bir korku fabrikası. Kitaplarında; her konsepti, her nesneyi canavara dönüştürebilen King, bu kitapta bir arabanın adeta ne kadar korkunç olabileceğini gözler önüne seriyor. Kitabı okuduğum sıralarda adeta paranoyağa bağlayıp, sokakta eski model arabalara bakamaz oldum. Sanki bir an hırıltılı motor çalışacak, farlarının bana yöneltilecekmiş gibi hissediyordum. Hurdaların yanından geçerken gözlerimi onlardan ayıramaz hale geldim.

Kitap için Stephen King’e çok iyi bir başlangıç kitabı diyebiliriz. 430 sayfalık kitabın sizi içene çeken ve bir çırpıda okuma isteği uyandıran bir etkisi var. Hiç temposu düşmeyen olay örgüsüne sahip. Açıkcası fikrime göre bu kitabı sadece “Korku” janrasına sokmak yetersiz olabilir, bence kitap kendi içerisinde Gerilim ve Polisiye etkileri de taşımakta. Arabanın çıkardığı ses, her seferinde bir kurtuluş yolu bulup kendini yenilemesi hatta farlarını yakışı bile bir gerilim parçası. Yaşanan cinayetlerin çözülmesi ve ortaya çıkması için verilen uğraş kitabı okurken size polisiye tadı veriyor.

Yok Oluş

Kitap sonunda bizi soru işaretleri ile bırakıp ortalıktan kayboluyor. Christine hala buralardamı, geceleri ıssız saatlerde sokak aralarında uzun farlarını yakıp bir tehdit gibi dolaşıyor mu? Yoksa ebediyen yok oluşamı uğurlandı. Bu bir muamma.

Belki de o işini tamamlamak için doğuya doğru geliyordu.

Beni de sona mı saklamıştı?

İnanılmaz bir kararlılığı ve

Sonsuz bir öfkesi vardı.

-Stephen King

Nevzat Uluca
Nevzat Uluca
Master of Past and Present

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar