Başlamadan önce, Dark Souls hikayesi erimiş bir kaşar misali nereye çekerseniz hikaye o tarafa doğru şekilleneceği için bu yazı benim kendi gördüklerim ve hikayeyi kendi yorumlayış biçimim olduğunu bilmenizi isterim. Bildiğiniz gibi Dark Souls hikayeyi direk olarak oyuncuya sunan bir oyun değil hatta olabildiğince üstünde durmayan bir oyun. Burada iş oyuncuya düşüyor eğer isterseniz hikayenin peşine düşmenize izin veriyor oyun ama baştan uyarmak isterim bu söylendiği kadar kolay bir şey değil size bir parça veriliyor ve gerisini sizden istiyor. Ee ne de olsa Dark Souls bu.

Dark Souls’un başındaki videoda öğrendiğimiz bilgilere göre : Dünyanın oluşumunu daha bitirmediği ve her yerin sisler ile kaplı olduğu bir diyarda gri kayaların ve uluağaçların tepelerinde yaşayan ölümsüz ejderhalar hüküm sürmekteydi. Ateşin gelişi ile bu döndüğünün değişmesi çok zaman almayacaktı. Ateşle birlikte. Sıcak ve soğuk, yaşam ve ölüm, ve elbette … Aydınlık ve Karanlık.

Sonra karanlıktan gelenler alevlerin içindeki Lord Ruhlarını buldular.
Bu 4 Lord ruhunun sahipleri. Nito, ilk ölü, Izalith Cadısı ve onun kaos kızları, Günışığı Lordu Gwyn ve onun sadık şövalyeleri, ve lord ruhlarının en zayıfı olan sinsi cüce, kolayca unutulmuş olan.
Lordların güçleriyle ejderhalara meydan okudular. Normal şartlarda ölümsüz olan ejderhaları yenmeleri imkansızdı bir hainin yardımı olmasaydı.

Pulsuz Seath ejderhaların ölümsüz olmasını sağlayan pullardan yoksun bir şekilde yaratılmış ejderha.
Seath ırkına beslediği kıskançlık ve nefret Seathe Günışığı Lordu Gwynin yanına gidip ejderhaların zayıflıkları hakkında bilgi vermesine sebep oldu. Gwyn öğrendiği bu önemli bilgi sayesinde savaşın yönünü değiştirmesi zamanını almadı. Şimşek oklarıyla ejderhaların pullarını döküp Nitonun onlara hastalık ulaştırması zafere doğru seri adımlar atmalarına neden olmuştu. Izerith cadısı ve kaos kızları ise Uluağaçları dev ateş fırtınaları sonucu yakması ejderhaları tamamen yok olmaya itmiş ve bunun sonucunda Ateş Çağı başlamıştı. Ama her ateş gibi buda sönmesine ramak kalmıştı. Ateşin sönmesi insanlara bitmeyen geceler ve kara işaret ile damgalanmış lanetlileri getirmişti.

Lanetliler ölseler bile geri geliyorlardı, zaman içerisinde hafızalarını kaybedip boş bir beden oluyorlardı. Gwyn durumun farkındaydı ve bir şey yapmak zorundaydı. Lanetliler için bir hapishane yaptırdı ve oraya tıktı bir kısmını ise uzak diyarlara yolladı. Ateşin sönmesini ve karanlık çağın başlamasını istemeyen Lordlar bir çözüm bulmaya çalışmaktaydı. Bu olaylar esnasında Izarith cadısı ve kaos kızları ateşi canlı tutmak için kendi Lord Ruhunu kullanmaya çalışmıştı. Bu işledikleri büyük günah cadıyı ve kaos kızlarının lanetlenmesine aynı zamanda da iblislerin doğmasına sebebiyet vermişti. Ateşin sönmesi yetmezmiş gibi birde bu olayların olması durumları daha kötü hale getirmişti. Gwyn sadık şövalyelerini alıp Kıln Of The Fırst Flame me yol aldı. Gwyn şövalyelerini muhafızlık görevi verdi ve kendini ateşe kurban etti. Gwyn in bu yaptığı fedakarlık ateş çağının tekrardan eski haline gelmesine neden oldu ama bu tabi ki uzun sürmeyecekti.