Ejderha Mızrağı Destanı: İlkbahar Şafağı Ejderhaları İncelemesi

0
48

Ana üçlemenin son kitabı olan İlkbahar Şafağı Ejderhaları hikayenin son bulacağı, Son Yuva Hanın da başlayan maceranın sona yaklaştığı kitaptır. Krynn’ın kanla dolu topraklarında, zor zamanlarda yol arkadaşları bir bölünüp bir birleşirken yolda kendilerini, kendi içlerinde ki benliklerini bulup, gelişiyorlar.

Serinin son vuruşu ve en etkili vuruşuydu diyebiliriz. Ana serinin üç kitabı da gerçekten haz alınabilecek ve entrikanın bitmediği kitaplar ama şöyle bir durum var ki bazen tempo düşebiliyordu. Son kitap hariç; İlkbahar Şafağı Ejderhaları kitabında tempo hiç düşmüyor ve her sayfayı daha da hızlı çevirmeye başlıyoruz. Genel olarak bu kitaba karakterlerin gelişiminin, evriminin son halini anlatıyor diyebiliriz. Laurana’nın geldiği son hal, Raistlin’in yeni hali gibi karakterler duruş ve yapı olarak yeni hallere geliyorlar ve karakteristik gelişimlerini tamamlıyorlar. Kış Gecesin de yaşadığımız savaşlar ve olaylar, kaybettiğimiz dostlarımız bizi yasa boğarken aynı hisleri bu kitapta da yaşayıp, dostlarımızdan birisini kaybediyoruz. Kitapta o an nasıl geldi nasıl geçti hiç anlamadım o kadar hızlı ve etkileyici oldu ki o kısım, üzülmek ve üzülmemek arasında arafta kaldım. Çünkü o olayın ardından sonra Tanis’in yaptığı hareketler şok etkisindeydi.

“Hepadam”

Kitabın başında tanıştığımız “Hepadam” yani Berem karakterinin göğüsünde taşıdığı yeşil ziyneti olayların gidişatını belirliyor. Takhisis ve buyruğundaki Yüceefendi’leri Hepadam’ın peşinde onu yakalamak için uğraş sarf ediyorlar. Berem’in ve yol arkadaşlarının içerisinde bulunduğu gemi sahneleri oldukça güzeldi ve açıkçası o kısımların daha uzun sürmesini istedim içten içe, Raistlin o sahnelerde gerçek karakterini yol arkadaşlarına net bir şekilde gösterdi, sonrasında gelişen olaylarda Palanthas’lı Astinus’un tasvirleri, karakteristik yapısı ve hareketleriyle güzel bir karakterdi. O sahnelerde Raistlin’in yaşadığı acıları son derece iyi hissediliyordu. Bu kitapta gelişimi en çok gözlemlenebilen karakter açıkçası Laurana idi, yola çıkış amacının insansı bir duygu olan aşk tutkusu olan hırçın Elf Prensesinin gelişimini ve nasıl zincirleme bir şekilde -SPOİLER- (Solamniya Şövalyeleleri’nin Önderi olma yoluna kadar sürdüğünü), gelişimini net görüyoruz. Kitabın sonunda karakter hal hareket ver duruş olarak değişim yaşıyor ve öz güveni artıyor.

Ana serinin ilk üç kitabını aralıksız okuyan ve bu serinin aralarına Kayıp Tarihçeler Serisinin Kitaplarını sıkıştıran bir Ejderha Mızrağı okuyucusu değilseniz Lord Soth ile bu kitapta ilk defa tanışacaksınız. Bu kadar efsanevi bir karakter bu kadar derin bir hikaye alt yapısı olan bir karakter, Yüceefendilerin askerlerine bile korku salan bu Ölü Şövalye’nin Kitiara’ya hizmet etmesi açıkçası Kitiara’nın ne denli bir karakter olduğunu kanıtlar düzeydeydi. Açıkçası itiraf etmek zorundayım Kitiara bu seride en nefret ettiğim karakterlerden biriydi, ta ki bu son kitaba kadar. Kitiara insani duyguların en üst seviyesinin beden bulmuş hali, tutku, arzu, gücü elde etme isteği, tüm bunlar Kitiara’yı oluşturan ve özetleyen duygular. Ve bu kitap da şu kanıya vardım, Majere kardeşler -Caramon hariç- en başta size kötülüğünü hissettirip kötü davranıp, sizi mahvedip, sonunda karşılığını ödeyemeyeceğiniz bir iyilik yapıyorlar. Ve Kitiara Ejderha Mızrağı serisinde en nefret ettiğim karakterken bu kitap ile en sevdiğim karakterlerden biri oluyor, gücü sevmesi güce olan arzusu, tutkusu ve geriye kalan güçlü insani duyguları, farklı ırkların arasında aslında insanın ve insani duyguların ne olduğunu ayna gibi net bir şekilde yansıtan bir karakter, onu sevmemin sebebi bunlar.

Aşk duygusunun bireyin nasıl mantıksız hareketler etmesine sebep olduğunu kitap da yaşanan tuzakla görüyoruz. Laurana aşk yüzünden elinde tüm ipler ve koca bir ordu varken bile bu tuzağa düşebilecek seviyeye geliyor.

Kitabın sonunda Neraka’da Mabed’de geçen kısımlar oldukça etkileyici. Takhisis varlığı, bedeninin değil sadece gölgesinin bile o salonda olmasının ne kadar kasvetli, ürpertici bir yücelikte olduğunu görüyoruz. Takhisis’in betimlendiği, salona indiği sahneler çok hoşuma giden kısımlardı.

Denge

İyilik ve Kötülüğün sonuca ulaşıp, bir tarafın yenilip bir tarafın kazanması alışkın olduğumuz ve hep karşımıza çıkan durumlar, ama son kitap da, daha doğrusu bu seri de siyah ya da beyaz üstün gelmiyor, olağan bir denge söz konusu, hiç bir zaman tam anlamıyla yenilen veya kazanandan söz edilemiyor. Bu İyi, Kötü ve bunların yanında “Denge” unsurunun Krynn evrenin yapı taşı olduğunu görebiliyoruz. Şu noktadan da anlaya biliriz ki Tanrılar arasında Işığın Tanrıları ve Karanlığın Tanrıları gibi bir ayrışma varken dengenin sağlanabilmesi için Tarafsızlığın Tanrıları da bulunmakta. Ayrıca Krynn, kitapta pek çok sahnede gördüğümüz gibi Üç Aya sahiptir. Bu üç ay iyiliğin, kötülüğün ve tarafsızlığın sembolü olan tanrıların suretidir;

•Paladine ve Mishakal’ın oğlu olan Solinari, beyaz ve iyiliği temsil eden ay,

•Siyah renkte ve sadece kötülüğe hizmet edenlerin görebildiği Kara Büyünün Tanrısı Nuitari, siyah ve kötülüğü temsil eden ay

•Tarafsız büyünün ve illüzyonun Tanrısı Lunitari, kızıl renkte ve tarafsızlığı temsil eden ay, şeklindedirler.

Magaret Weis ve Tracy Hickman harika kurguları ile Ejderha Mızrağı Destanı ile Fantastik Romanlar arasında altın bir yer alır. Bir son gibi gözüken bu üçlemenin son kitabı belki de başka bir başlangıcın tohumudur. Ana üçlemeden sonra okunması gerekilen Efsaneler Serisi’nin ilk kitabı İkizlerin Zamanı’dır. İyi okumalar, esenlikle kalın Son Yuva Hanın da görüşmek üzere…