Evet, Biz Tüketiciyiz: ‘Fight Club’ Film İncelemesi

0
14

Hep söz ediyoruz şu tüketim kültürü denen zırvadan. Tek-kullanımlık ürünler, itaat etmemizi ve uykuda kalmamızı isteyen otoriteler… Bu film hepsini sert bir şekilde eleştiriyor. They Live incelememizde de bu noktalara değiniyorduk. O yüzden yabancılık çekmeyeceksiniz. Ve gelin şimdi Fight Club’a (Dövüş Kulübü) daha yakından bakalım.

Kapitalizm eleştirileri yapan ancak hemen her sahnesinde en az bir Starbucks bardağı bulunan ilginç bir Hollywood filmi. David Fincher, Se7en filminden 4 yıl sonra Chuck Palahniuk’un aynı isimli romanından filmi, beyaz perdeye uyarlıyor.

Yazıya giriş yapmadan Edward Norton’un canlandırdığı karakterden “Anlatıcı” adıyla bahsedeceğim. Kitapta da filmde de bir isimle anılmıyor çünkü. Kendi yarattığı, Tyler kişiliğini hesaba katmazsak tabii…

“Bizim buhranımız, hayatlarımız”

Tyler filmin bir noktasında, asla başkalarının bizim için yarattığı hayallere erişemeyeceğimizden bahseder. Yani otorite sahibi kişilerin (bu ister ekonomik olsun, ister siyasi), bizim hayallerimizde bir pay sahibi olduğumuzdan söz eder. Hayallerimiz bile onlar tarafından yaratılıyorsa, biz neyden ibaretiz? Şu anda tarihin içerisindeki önemli bir olayda yer almıyoruz. Bir istatistikten fazlası değiliz.

Tyler, tarih nezdinde büyük bir olay demek yerine Büyük Buhran’ı yaşamamış olduklarından bahsediyor. Büyük Buhran da 29 Ekim 1929’da Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünya genelinde borsaların çöktüğü ve insanların hayatlarında kalıcı izler bile bırakmış bir olay olan Dünya Ekonomik Krizi. O buhranı yaşamadık, tek buhranımız hayatlarımız.

Peki bir hayat nasıl bir buhrana dönüşebilir? Bunun yanıtı çok sık kullanılan bir söz: Kırılma noktası. Herkesin bir kırılma noktasına ihtiyacı var belki de insan olabilmesi için. American History X yazımda da Derek karakterinin kırılma noktasından ve sonuçlarından söz etmiştim. Birçok kurguda vurgulanan nokta bu, uyanış olarak da adlandırabileceğimiz, durum.

Tekdüzelik ve rutinin sıkıcılığı şüpheciliğini öldürür. Memnuniyetsiz değil de kabullenmiş olursun. Daha sonra birisi ya da bir olay gözünü açar, uyanırsın. İşte buradaki tüm olayın memnuniyetsiz olmak ya da mükemmeliyetçi olmak olduğunu düşünüyorum ben. Bir gidişattan memnunsak onu daha iyi bir hâle getirmek için ne kadar çabalayabiliriz?

Kontrolü eline al

Yanlış anlaşılmalara çok açık bir film. Tüketim kültürüne karşı büyük bir eleştiri ve Kargaşa Projesi gibi ilah katında bir alt metni olmasına rağmen filmin üzerine daha fazla tüketime meylediyoruz. Sistem böyle işliyor: Bunu tüket, daha sonra bunu satın al, daha sonra benim yarattığım platformlardan beni eleştir.

Belki de dalga geçiliyoruz. Filmde her sahnede en az bir Starbucks bardağı olması gibi, kimi sahnelerde koca bir penisin ekrana bir anlığına gelip gitmesi gibi… Demek istediğimi toparlayacak olursam: Otorite, kendi karşıtlarını yaratan ve bunları elinde tutan hatta bize pazarlayan bir sistemin ta kendisi.

Tyler’ın vermek istediği mesajın konusu da bunun üzerine: Kontrolü eline al. Seni yönetmek isteyen düzene, otoriteye ve ürünlere kanma. Seni özel hissettiren tüm sahte alışkanlıklardan uzak dur. Tyler tüm bu mesajları vermek istiyor. Tyler deri ceket alıp, Pixies dinleyerek yokuş aşağı yolda yürümenizi istemiyor. Tyler her şeyi yıkmanızı, kırmanızı istemiyor.

Benzinliğin arkasında bir gencin kafasına silah dayamış hâlde durduğu sahnesini hatırlarsınız Tyler Durden’ın. Yapmak istediği şey yalnızca o gencin kendisi olmasını sağlamak değil miydi orada? Olmak istediğin şeyin önünde duran her şeye karşı bir savaş aç, ve arzuladığına kavuşma yolunda adım atmaya başla.

Önce kitap mı film mi?

Ben önce filmi daha sonra kitabı okudum. Ancak kitap sahne atlayışları, her bölümde akışı kronolojik aktarması değil de olay odaklı anlatıma sahip olması beni zorlamıştı. Üzerinden uzun bir zaman geçse de hâlâ unutmayıp kenarı not aldığım birçok harika söz de var kitaptan. O yüzden filmi sevenler tarafından da kesinlikle okunması gerektiğine inanıyorum.

Hiç başlanmadıysa nasıl bir yol izlenmeli? İlk filmi izlemek bence daha sağlıklı olacaktır. Filmde boşluk kalmış bazı noktaları ya da bazı ek olayları okumak insanı sıkça gülümsetiyor. Kitabı okuyup filmi izleyince “Şu sahne nerde,” gibi düş kırıklıklarına sahip olmaktansa, filmdeki alt metni güçlendirecek nitelikteki kitabı daha sonra okumak doğru olacaktır. Örneğin başarılı çeviri ve başarılı yazar biçimi ile ortaya konmuş kitaptan birkaç satır aktarayım:

“Felaket benim dönüşüm çizgimin doğal bir parçasıdır,” diye fısıldadı Tyler. “Trajediye ve yok oluşa doğru bir dönüşüm.”

Artık uyarıldın

Yazıyı sonlandırmadan önce filmin başında bir saniye gibi bir sürede ekrana gelip giden bir mesajdan da bahsetmek lazım. Mesajı olduğu gibi iletiyorum:

“Eğer bunu okuyorsan, bu uyarı senin için. Bu anlamsız güzel baskılı kağıttan okuduğun her kelime hayatından harcanan diğer bir saniye demek. Yapacak başka işlerin yok mu? Hayatın gerçekten bu kadar boş mu da bu anları daha iyi geçirebileceğin bir yol düşünemiyorsun? Yoksa saygı ve inanç beslediğin otoriteyi ortaya koyanlardan çok mu etkilendin? Okuman gereken her şeyi okur musun? Düşünmen gereken her şeyi düşünür müsün? Sana alman gerektiği söylenen her şeyi satın alır mısın? Apartmanından dışarı çık. karşı cinsten biriyle tanış. lüzumsuz alışverişi ve mastürbasyonu bırak. İşinden ayrıl. Bir kavga başlat. Yaşadığını kanıtla. Eğer insanlığını ispat edemezsen, bir istatistik olarak kalacaksın. Artık uyarıldın… Tyler

Daha uzun uzun bahsetmek isterdim ancak diğer yazılarıma da malzeme kalsın(!). Artık siz de uyarıldınız. Hoşça kalın.