Game of Thrones 8. Sezon 5. Bölüm İncelemesi

Sinematik açıdan en iyi, hikâye açısından en berbat Game of Thrones bölümü olarak değerlendirdiğimiz 8. sezon 5. bölümü inceledik.

Selamlar Ozanların Öyküleri okurları. İki sezondur ilk kez bir Game of Thrones bölümü inceleyeceğiz. Geekyapar!, Turgut Uç, Kahramangiller gibi birçok mecra analiz, inceleme yaptığı için gerek duymamıştık. Ancak bu bölüm dökmezsek içimizde kalacak çok fazla söz var. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama, bu yazıda bolca sürprizbozan – spoiler olacaktır. Bölümü izlemediyseniz ve keyfinizin kaçmasını istemiyorsanız lütfen bu yazıyı okumayın. “Artık ne olursa olsun, bu saatten sonra da izleyecek halim yok. Merakımdan bakacağım, boykot ediyorum eyçbio’yu!” diyorsanız, siz bilirsiniz


Game of Thrones dizisinin son sezonunda, final bölümünden önceki son bölümümüz bu gece yayınlandı. Tarafımca dikkatlice izlendi. Sinematik açıdan muazzam bir iş çıkartılmış. Bunu söylemeden edemeyeceğim. Gerçekten harika keyif verici kamera açıları var. Ancak bazı sahnelerin delirtici düzeyde uzunluğu, kurgu içerisi mantık-dışı olaylar silsilesi bu bölüme eksi puan vermek için yeter de artar düzeyde.

Varys mevzusu

Varys’in ölümünü aceleye getirmek, aradan çıkartmak istiyorlarmış gibi gördüm. Çünkü uzun süre sesini duymadığımız adam son birkaç bölümdür çok etkin bir rol oynuyor. En sonunda Daenerys, Varys’i idama mahkum ederkenki konuşmasında nedeninden söz etmeden doğrudan hüküm veriyor. Nedeni zaten bariz, biliniyor. Ancak madem törenden, geleneksel ağızdan vazgeçeceksin; o hâlde “isminin birincisi…” diye cart curt babadan gelme sıfatları saymasaydın. Yani burada tutarsızlık bulduğum şey, geleneğe bağlı olarak başlayıp, “seni ölüme mahkum ediyorum” diyerek Daenerys’in işi anında noktalaması. Bu bana samimi gelmedi, acele bir sahne olarak gördüm. Yine de eleştirebileceğim pek bir şey yok bu sahnede.

Varys’in ölümün ayak seslerini duyup elindeki kağıdı ateşe atıp yüzüklerini çıkartması, harika bir sahneydi. Baelish’in ölüm sahnesinde içimizde kalanlar, bu perdede içimizde kalmadı. Yine de yandığında benim de içim yandı. Halka hizmet için yanıp tutuşan bir adam var sonuçta karşımızda. Bir işgalci tarafından cayır cayır yakılıyor.

Golden Company

Bir grup sinek ordusu. Üzerine ismini vermeyeceğim böcek öldürücü ilaç sıkılsa idi, doğayı kirletmeden daha temiz bir çözüme başvurulmuş olmaz mıydı? Ne gerek var ejderha falan getirmeye? Bir damla kan dökemeden tertemiz mal gibi ölen, özünde sağlam bir ordu var. Ama bu bölümde King’s Landing’in savunmacılarının yapması gereken şey, öküzün trene baktığı gibi işgalciye bakmak. Game of Thrones bu bölümde böyle bir mantık oturttuğu için, artık eleştirmem de anlamsız kalır.

Bir tabur adam, koskoca ejderhanın sesini duymuyor. Emir komuta zincirinde Cersei’den başka yetkili yokmuş gibi hiçbir insiyatif kullanılmıyor. Tepedeki onlarca scorpions, birer birer yıkılana kadar hiçbir asker kafasını kaldırıp bakmıyor. Kapı tarafındaki surun üzerine yerleştirilmiş scorpions’lardaki askerler de, uyuyakalmış vaziyette oturuyorlar.(!) Bir ejderha tek nefeste kaç tane scorpions parçalayabilir? Bari birkaç atış yapıp ıskalattırsaydınız da ortaya 15 dakikada yazılmış bir senaryo çıkarttınız demeseydik.

-Abi Golden Company vardı, Lekesizler, Starklar nasıl girecek kaleye?
+Hohhh...
-Abi scorpions?
+Hoo-hohoohhh, hoo-hohoh. *winds of change*

Mad Queen – Deli Kraliçe

Daenerys Targaryen sonunda resmen delirdi. Manyak, fethetmeye çalıştığı şehri yok etti. Bir de boş boş halkı yakıyor. Zaten scorpions kalmamış ortalıkta. Asker, okçu herkes silah bırakmış. Gidip Red Keep’i aleve versene? Boş boş neden şehri yakıyorsun? Masum vatandaş mı senin Missandei’nin, Rhaegal’ının canını aldı? Gitseydin, en başta Kızıl Kule’yi yaksaydın. İşte burada senarist arkadaşların beyni devreye giriyor. Karakteri suçlamıyorum yani burada. Bir tutarlılık, mantık olsaydı sıra karaktere gelirdi. Ancak burada o yok.

Daenerys Cersei’ye kin ile o şehre girmiş. Ve şehrin tepesinde etrafı aleve vermekten başka bir iş yapmıyor. Bunu da muhtemelen “Cersei benim zayıf noktamın bu olduğunu zannediyor. Yoo, değil,” kafası ile yapıyor. Yine de Daenerys’i çok mantıksız bir karakter olarak bulsam da bu sahneyi gerçekten aşırı saçma buldum. Çünkü aynı kadın Kuzey’de masumları kurtarmak için tüm ordusunu seferber ediyor. Essos’ta esirleri kurtarmak için canını tehlikeye atmadığı mı kaldı bu kadının? E, bu bölümde olanlar neydi peki şimdi?

Euron Greyjoy trene bakıyor!

Euron-Jaime sahnesi

Euron karakterinin kitapta olduğu halinden bambaşka olmasını geçiyorum, buna hiç yakınmıyorum. Bu dizi zaten 4. sezondan sonra sadık bir uyarlama niteliğini yitirdi. Bomboş, uyarlama adı altında bir şeyler yapmaya çalışan, bir kitap serisine zarar veren bir dizi halinde geldi. Bu yüzden olan her şeyi dizi içerisinde yorumluyorum. Yine de içim acıyor ama, olsun. Aslında bu sahneyle ilgili söyleyecek de pek fazla sözüm yok. Sadece atlamadığımı belirtmek için buraya ekliyorum. Kötü müydü iyi miydi, gerçekten karar veremedim. Çünkü işin içerisinde Jaime Lannister girince duygularım da devreye giriyor ve duyguların olduğu yerde mantık ile objektivite ne arasın? Burası okurumuzun takdirine kalsın.

Cersei Lannister

Ah, işte yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Ey zeki kadın, karnında çocuğun var ve bu çocuk için her şeyi yapabilecek olduğunu seyirciye, Daenerys’e, herkese gösterdin. Peki sen Kızıl Kule’den manzarayı seyrederken gurur yaparak kaçmayı reddettiğinde, çocuğunu daha mı güvenli tutmuş olacaksın? Neden böyle bir sahne var? Cersei Lannister böyle bir karakter mi? Karnındaki çocuğu için on binlerce insanın hayatını hiçe sayıyorken burada durup ölümü beklemesi ne kadar mantıklı gerçekten? Hele üstat ile olan o konuşması ne kadar tiksindiriciydi. Hiç bu kadar öngörülebilir diyalog ve olay akışı olan bir Game of Thrones bölümü izlemediğimi vurgulayarak belirtmek isterim.

Cersei Lannister trene bakıyor

Tazı-Dağ karşılaşması

Bu sahne bana çok büyük ölçüde Skyrim’i ve Yüzük Kardeşliği filmini hatırlattı. Skyrim’i hatırlatması, kardeş savaşının epik bir biçimde, tüm değerlerden öte bir hâlde süregelmesi; hayatını adadığı kraliçeyi bırakıp, kardeşini öldürmek için canını vermeye bile hazır olması. Yüzük Kardeşliği’ni hatırlattığı sahne de zaten bariz: Tazı’nın kılıcı Dağ’ın karnına sokup çevirmesi ve Dağ’ın kılıcı kendi karnına doğru daha çok bastırması. Burada Dağ’ın bir uruk-hai’ye dönüştüğünü bariz bir biçimde görebiliyoruz. Şakayı bir kenara bırakırsak, bu sahnede eleştireceğim bir şey yok. İşin kurgusal vaziyetini eni konuna tahayyül etmiş de değilim açıkçası. Ancak burada epik bir olayın vuku bulması beni oldukça heyecanlandırdı. Müzikleri, çekim açıları, kılıç vuruşları ve atmosferi ile tadından yenilmez bir sahne ortaya çıkmış.

Arya Stark

Kardeşim, sen 20. seviye bir rogue değil misin? Yüzlerce ölünün arasından geçip Akgezen’e bıçak saplayabiliyorsun da koskoca şehirde nasıl iki adımda bir kafana taş yiyorsun? Tamam şehir çok tehlikeli, ejderha var tepende. Ama yabancısı da değilsin sen buranın! Ne yapmaya çalıştığın belli değil, nereye gittiğin belli değil. Değişik değişik tepinmeler yaşıyorsun ve hikayenin bir yere çıktığı da yok. Sadece şehirdeki atmosferi görüyoruz. Ejderha işgalinin halkta nasıl sonuçlara yol açtığına gözümüzü açıyorsun. Ama yine de böylesine büyük yükseltilmiş bir karakterin, bu şehirde sergilediği kepaze hareketler beni rahatsız etti.

Sondaki Arya Stark sahnesinin ardından emeği geçenlerin listesi kapanış olarak veriliyor. Standart. Ancak bunun ardından “Inside this episode” adında bir ek kesitte senarist falan konuşuyor. İnceleme yazacağım, şurayı dinleyeyim hiç demedim. Hiç düşünmedim de bunu. Geçen bölüm Demir Donanma’nın Dany’nin aklına gelmediğini söyleyen senarist Allah’ın varlığını açıklasa dinlemem.

Final bölümünün incelemesinde görüşmek üzere. Hoş kalın.

Mehmet Özgül
Mehmet Özgülhttps://ozanlarinoykuleri.com
ozanların öyküleri kurucusu. you better stop running, 'cause you know that i'm coming.

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: