Gerilim Senfonisi: ‘The Thing (1982)’ Film İncelemesi

Bazı filmler vardır; Kış aylarının soğuk gecelerinde, battaniyenizin altında enfes gider. Dışarıda yaşanan o kasvetli rüzgarların, yağan yağmurun ya da kesici sertlikte karın tadını odanın içerisinde hissettirir. Battaniyenize daha sıkı sarılır, gerilimden tüyleriniz diken diken olur. Usta yönetmen; John Carpenter’ın The Thing’i de işte böyle bir film.

John Carpenter’ın Halloween ile başlayan adeta efsaneleşme hikayesi, bir korku-gerilim ve Bilim Kurgu külliyatı olan The Thing ile devam etmiştir. 1982 yılında baş rolde Kurt Russel olmak üzere ortalama 15 kişilik bir oyuncu kadrosu ile karşımıza çıkmıştır.

“Who Goes There?”

Film John W. Campbell adlı yazarın “Who Goes There?” Adlı kısa hikayesinden uyarlama olarak yapılmıştır. Aynı şekilde bu hikayeden önce 1950’lerde çekilmiş bir film daha vardır. Ama bu film Carpenter’ın The Thing’inin yanında çok sessiz kalmıştır. Film içerisinde aşk, kadın ve bitki formlu yaratık barındırmaktadır, bu yüzden aradığımız tat “The Thing from Another World” adlı filmde yoktur.

Tüm bunların yanı sıra; The Thing vizyona Blade Runner ile 25 Haziran 1982 tarihinde yani aynı günde girmiştir. İşin ilginç yanı her iki film de gişede başarısız olmuşlardır. Sebebi ise aynı hafta içerisinde E.T.’nin de vizyonda oluşudur. Açıkçası bir hafta içerisinde bu kadar efsanenin vizyonda olması ilginç ve paha biçilmez bir denk geliş.

Kurt

Her şey 1982 yılının, kışa girmek üzere olduğu kasvetli günlerinde, Amerikaya ait olan bir Antartika bilimsel araştırma üssünde başlar. Helikopterleri ile bir kurdu kovalayan Norveçliler ile hikayenin temelleri atılır. Tüm bu kovalamanın ve kurdu öldürme isteğinin sebebine anlam çıkartamayan bir düzine Amerikalı, olayı daha iyi anlamak için Norveçlilerin kampını aramaya yola çıkarlar. Norveçlilerin kampında bulduklarına inanamayıp üsslerine inceleme yapmak için götürürler ve gerilim tam anlamıyla başlar.

Öncellikle değinmek istediğim nokta: filmin canavarı. Korku ve gerilim filmlerini asıl formülü olan “canavarı gizli tut” olayını yıkıp bambaşka bir formül uygulayan John Carpenter, canavarı daha ilk 20 dakika içerisinde muayene lambasının altında bir masaya yatırır ve gözler önüne serer. Buna rağmen film bitene kadar geriliminden hiç ödün vermez, canavardan her daim korkarız.

Sıcak İğne

Gerilimi dinamik tutan etkenlerden birisi ise “Şey’in kim olduğunu bilmemiz”. Bu bence filmin, tür içerisinde diğer örneklerden ayrışmasını sağlayan en önemli unsurdur. Filmin başında ortak bir görev için üsste bulunan grup, filmin ilerleyen zamanlarında ortak bir korku için bencilleşir, hayatta kalmak için çabalarlar. Canavarın kim olduğunu bilmemek, kimseye güvenmemeyi baskıladığı gibi hayatta kalma içgüdüsünü de güçlendirir. Hemen yanında oturan kişi ya da en güvendiğin kişi birden canavara dönüşebilir, dahası sana da bulaştırabilir. Bu hissiyat filmi güçlendiren yapı taşlarından biri.

Kan Testi Sahnesi

Filmin en unutulmaz ve bence en iyi sahnelerinden birisi olan “Kan Testi” sahnesi, benim gözümde tam bir gerilim şah eseridi. Ve fikrimce film bu ve bunun gibi sahneleri içerisinde çokça barındırdığı için “Gerilim” konusunda en başarılı yapımlardan biridir. Carpenter attığı bu gerilim imzası, benim için The Thing’i en sevdiğim filmler arasına koymama sebep oldu.

Tasarım ve Müzik

Rob Bottin (The Thing)

Film’de bir diğer başarılı bulduğum olay ve canavarı bize her daim korkunç göstermeye yarayan durum: Makyaj ve canavar tasarımıdır. Robocop, Total Recall ve Carpenter’ın diğer filmlerinden biri olan The Fog’da da çalışmış olan Usta tasarımcı Rob Bottin, canavar tasarımında ve makyajında bu film ile çığır açmış ve kariyerini çok ileriye götürmüştür.

 

Ennio Morricone ve John Carpenter

Makyaj ve tasarımın yanı sıra filmin bir diğer önemli ve dikkatte değer unsuru: Müzikler. Bilirsiniz; John Carpenter’ın filmlerinde kullandığı ve kendi bestelediği müzikler aklımızdan asla çıkmaz, film ile iyice bütünleşir. Ama bu film de usta yönetmen bu işi, bu konu da daha da usta bir sanatçı olan Ennio Morricone’ye bırakıyor. Morricone’nin İyi Kötü ve Çirkin’de bestelediği gibi akıllarımıza kazınan pek çok müziği vardır. Ancak sanatçı orkestralarla çalışarak bu işi yapmaktadır. Söylenenlere göre yönetmen Carpenter’ın; Ennio’dan tek ricası -daha önce ki bestelerinde de kullandığı- “Az Nota” olmuştur. Usta müzisyen yönetmenin isteğine uyarak yalın ama etkili bir müzik ile bizi filmin soğunu çok iyi yansıtmıştır.

John Carpenter, The Thing’i; “Zirve filmim” olarak adlandırır. Yapıtı, kendisinin en başarılı filmi sayan Carpenter bu film ile; benim en sevdiğim filmler arasına girmiş, yönetmen anlayışımı değiştirmiş ve bir filmden beklentilerimin ne olması gerektiğini temellendirmiştir.

The Thing; bir Korku-Gerilim filmi olarak istediğimiz her şeyi bize sunduğunu hatta bu görevi bol keseden yaptığını düşünmekteyim. Bilim Kurgu yönünden kendini diğer filmlerden ayırmakta. Atmosfer, müzik, tasarım, makyaj, oyunculuklar ve senaryo hepsi büyük bir uyum içerisinde, başarılı bir eseri oluşturmakta.

Fikrimce; John Carpenter’ın ustaca işi olan bu filmi, Korku ve Gerilim’in klasikleri arasında en iyi konumda. İster atmosferi ister konusu iste konuyu işleyişi olsun takdiri hak ediyor. Korkuya -ya da Carpenter’a- başlamak için en doğru seçimlerden birisi olacaktır. Karların arasında korkuyla kalın…

Görüşmek üzere.

Nevzat Uluca
Nevzat Uluca
Master of Past and Present

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar