İnsan ırkı olarak kısıtlıyız.Algımız,zekamız,içinde bulunduğumuz şartlar neye izin verirse ona ulaşabiliyoruz.Dünya çok büyük,çok yaşlı.Biz çok küçük ve çok genciz.En uzun yaşamlarımız bile dünya için komik ölçüde kısa,en güçlülerimiz bile hayat içinde bazen çok aciz.Zaten tüm bunlarla bağlıyken birde kendi seçtiğimiz,yarattığımız denetim mekanizmalarıyla bağlı olmak niye ?
Algımız bunca kapalıyken açmak isteyene iki tokat atmak niye ?
Hemde binlerce yıldır,hiç durmadan.
Latince kökenli “hüküm vermek” anlamına gelen “cencere” kelimesinden türemiş olan sansür,kavramların,fikir ve yaşayışların çeşitli yollarla kontrol altına alınması olarak basitçe tanımlanabilir.Teoride olay bu derece basit duruyor peki pratik de ?
En büyük pratiğimiz olan yaşam içinde sansür binlerce yıllık bir mevzu.


Sinema özelinde bakarsak onun için mevzu biraz farklı.Sinema kollektif bir sanat.Hem diğer sanatlar ile birlik içinde hemde diğer insanlarla.Eviniz de oturup resim yapabilir,roman,şiir yazabilirsiniz ama eviniz de sinema yapamazsınız.Sinema en dar anlamında bile yapılsa bir ekip kurmak gerek,o ekibe maaş vermek,insani şartlar sağlamak,kurgu için kurgucuya,senaryo için senariste,ödeme yapmak gerek.Bir dağıtımcı bulunmalı,filmin vizyona girebilmesi için devletten eser işletim belgesi alınmalı,belge için bir miktar ödeme yapılmalı.Sinema salonlarına film satılmalı,filmin tanıtımı yapılmalı,insanlara bilet satılmalı.O bileti satması için gişeye birileri oturtulmalı,birileri salonları temizlemeli,birileri filmleri oynatmalı.

Trt sansürü.

Ne çıkıyor bu kısa vizyona giriş özetinden;para !
Sinemanın para ile bir ilişkisi var.Kirli bir ilişki.Sinemaya tutkun,yetenekli insanlar ceplerinde paraları veya bir yapımcıları yoksa öyle pat diye giremiyor sektöre.
Tutukulu,hayalperest insan da para genel de bulunmaz.Yapımcı gerek,kim yapımcı,en temelinde iş adamı.Sektörün içinde olan hem onu yaratan hem ondan kazanan birisi.Sektör demek piyasa demek,piyasa demek ekonomik bir akış demek ve tüm ekonomik akışlar bir yerden yürür,denetlenir ve vergilendirilir;devlet !
Devlet kültür bakanlığı aracılığı ile sinemayı destekliyor.Destekliyor ama ayni zamanda bir denetçiye dönüşüyor.Şöyle bir alıntı ile bakalım;

“Bakanlık, sektörü finanse ettikçe kontrol etme hakkını da kendinde görüyor. Sansür tartışmalarında birçok kişinin söylediği gibi Bakur filmi tabii ki internette yayımlanabilir, Bakanlık buna karışamaz. Ancak mesele asla sadece filmi görüp görmemek değil, mesele Bakanlığın çeşitli mali ve hukuksal yollarla filmleri, festivalleri, vizyonu, sektörü ve izleyicileri yönlendirmeye çabası.”

Mevzuyu çok karmaşık hale getirmeye gerek yok.O bilindik fıkra aslında işin özü.Devlet diyor ki;
Parayı veren düdüğü çalar” Hatta bir adım öteye gidiyor.Parayı verip kendi düdüğünüzü alabilirsiniz ama bizden izin belgesi almadan o düdüğü başkalarına çalamazsınız.Bu tutum sadece güncel iktidar ile alakalı değil.Bu yıllar önce Yılmaz Güneye’de yapıldı başka bir sürü söyleyecek sözü olan insana da.Sadece günümüzde olan artık daha yaygın.Eskiden sadece politik bir görüşü olan eserler sansürlenirdi.Şimdi ise LGBT temaları işleyenler de sansüre takılıyor,yolsuzluktan bahsedenler de.

Aslında bu güzel bir fıkra olabilirmiş.

Onur ünlü’nün itirazım var filmi +18 sınırı aldı.Film dört nala coşkulu sevişme sahneleri veya kafa kesen caniler içerdiği için almadı bu sınırı.Bu dolaylı bir sansür.Yönetmeni Onur Ünlü olduğu için,senaryo yazımına ve filme Sırrı Süreyya Önder katıldığı için aldı.Alt metninde bir iki gerçeği çat diye suratlara vurduğu içi,alternatif bir imam,daha güzel,özgür bir din anlayışı sunduğu,”rasyonel izahlara ihtiyaç duyuyorum” dediği için aldı.Onlar,bunlar,iç mihraklar,dış mihraklar diye sunulan ayrımcı dile karşı durduğu,alevi türküleri okuyan imam,bir Ermeni tarafından büyütülmüş müezzin,heykel yapan imam kızı gibi insanın çok yönlülüğüne,kültürlerin birliğine dikkat çeken karakterler yarattığı için izlememiz istenmedi.
Neye sansür,niye sansür sorusunun cevabı bu.Bu filmlerin bir birleştirici gücü var ki izlememiz istenmiyor.Toplumsal bir hareket yaratacağından değil,sadece parmak sallayıp buna izin veremeyiz,otorite biziz demek için yapılıyor.Bu mesajları vermek için belgeniz yok denilerek otuz kişinin ancak izleyeceği filmin oynatılmasına izin verilmiyor.Amaç sizin hep ensenizdeyiz demek,rahat yok,huzur yok size,bırakın bu işleri demek.

İzlemeyenler için büyük kayıp.Süpermen döven imam var lan !

Uzatılıp duran OHAL kapsamın da valilikler,kaymakamlıklar,toplumsal hassasiyetlere ters düştüğü gerekçesi ile filmler sansürlüyor,yayınlatmıyor.Soruyorum muhattapsız sorumu,hangi toplumun hassasiyeti ?
Toplumun içinden çıkan hikaye kime bu kadar katlanılamaz geliyor ?
% 49.49 mu bu kadar hassas olanlar ? Madem bunca narinler niye kafa kesenler serbest,her akşam üç saatlik maratonlarla yayınlanan müptelası olduğunuz dizilerde niye bu kadar yaygın ensest ?

Mesele şiddet ve cinsellik sansürü ile sınırlı değil,hiç bir zaman böyle olmadı.Mesele söylem özgürlüğünün kısıtlanması ve dediğimiz gibi bu bizde yeni değil.TRT sansürü diye bir kavram var bu ülkede.
Yazdıklarından bağımsız,sadece ismi ile sansüre takılan Peranın hayaleti,Ferhan Şensoy var,unutma !

Sansür her yerde çıkıyor karşımıza.

Yokluk kötüdür.Varolanın yokluğu daha kötüdür.Sansür tam olarak budur.Varolan eserin tıraşlanması.Vitamini ayıklanmış olarak bize verilen meyvelerdir sansür ürünleri.Faydası çöpe gitmiştir fakat meyvelerin aksine eserlerin vitamini kabuğunda değil özündedir,sansür özü tahrip eder.Geriye sadece o manasız dış kabuk kalır.

Tamam desen sansüre taviz vermesen ne olur ? İzletemezsin filmini.Bu nokta da başka bir sansür doğar.Gösteremem diye yazmamak,çekmemek.Otosansür.

Ulan Blade Runner 2049 filmi zoom yapılarak sansürlendi bu ülkede.Dağıtımcı olan Sony Pictures dedi ki,sizin toplumsal değerleriniz için hassas olan kısımları bu şekilde verdik.
Neymiş benim toplumum için hassas olan içerik ?
Çıplak kadın heykelleri !
Sen kimsin ya Sony ? diye çıkıp bağırasım var yüzlerine ama bu suçu sadece onlara yıkmak olur.Bu bizim suçumuz.Dominonun ilk taşını biz devirdik ve artık önünü alamıyoruz.
Canım ülkem öğrenemediği için tedbirle yasak arasında ki farkı oluyor bunlar.
Bunlar dediğim ne mi?
Hiç bizle alakaı olmayan dış mihrakların oyunları.Ateşi biz yaktık,onlar yayıyor gibi saçma,gereksiz,rezil,tamamen gerçek dışı söylemlerde bulunmak falan gibi hatalar yapmasın kimse.Yaparlarsa “bedelini ödeyecekler !”

Aslında ben yazıya başlarken genel olarak sansürden bahsedip,ne kadar berbat bir şey olduğunu tarihi örneklerle anlatıp tatlı tatlı kaçacaktım.Buralara girme niyetim yoktu ama kendimi sansürleyemedim.Tüm sansürsüzlüğüm için özür dilerim.
Bana bu konuda yazma fikrini podcastleri ile veren Apartman sineması youtube kanalına kaliteli içeriklerinden dolayı teşekkür ederim.

Blursuz günler Türkiye !