İntihar Merkezleri Ve Pürüsüzleşme ​

Eğer çevresini, medyayı, reklamları, panoları, logoları, sunumları, sanat eserlerini, filmleri hatta yaşamları izleyen ve gözlemleyen birisiyseniz elbette ki bir şeylerin değiştiğini fark etmişsinizdir. Zaman ve değişim birbirini durmadan kovalayan bir döngü. Bu döngü git gide daha da farklı bir şekil almaya başlıyor. Günümüzde genel olarak neredeyse her sektörde, yemekten, teknolojiye, giyimden, ticarete bir sadeleşme, “minimalleşme” akımı olmakta. Logolarda bir ya da iki renk tercih edilmekte, fontlar olabildiğince düz kullanılmakta. Özellikle önümüze sunulan tanıtım ürünlerinin logoları ve fontları tırnaksız, detaysız, pür şekilde dikkat ederseniz. Netlik ve sadeliğe dikkat edilmekte. Peki nedir bunun sebebi?

Old English Font

Century Gothic Font

Tarihin ilk zamanlarından bu yana insan üreten, yazan, ve uyduran bir varlık. Şuan da mitoloji olarak kabul ettiğimiz, Antik Yunan Mitolojisi, Mısır Mitolojisi, İskandinav Mitolojisi gibi Mitler döneminin en yaygın dinleriydiler. Mitolojiler en başta inanılan ve yaşatılan dinlerdir, sonrasında sosyal çevrede bu dine inanan kalmayınca mitolojiye dönüşüp bu adla anılmaktadırlar. İnsan soran ve sorulara cevap arayan bir varlık, insanın bu yapısından kaynaklı olarak ilk zamanlarda anlam veremedikleri olaylara, soru işaretlerine, dönemin ve kendi mantık çerçevelerine uyacak şekilde cevaplarla doldurmaktadırlar. Belli kurgular yaratarak bu sorulara cevap verirler. Örneğin; gök gürültüsü, yıldız kayması, deprem olması gibi doğanın içinde olan olayları anlamdırmak için bu kurguları ve kurgusal karakterleri kullanırlardı. Gök gürültüsüne “Zeus’un kızgınlık belirtisi”, depreme “Poseidon’un mızrağını yere saplaması” gibi cevaplar vererek bunlara inanarak yüzyıllar geçirirler. Coğrafi çevrelerinde yaşanan garip ve büyük olayları daha da abartıp büyük dinsel kurgular haline getirirler, tabi bunlar din kurgusuyken zamanla mitoloji kurgusu halini alır. Örneğin; Davud ve Golyad ya da Nuh Tufanı o çevrede bulunan pek çok kültürde kullanılan ve her birinde farklı bir efsanelikte anlatılır. Eskiden din olan bu mitolojilere dönüp baktığımızda ise çok karışık, onlarca tanrı ve onlarca öykü içerdiklerini görürüz. Bu kalabalığın sebebi o zamanlar ki bilginin yetersizliği ve soru işaretlerinin çokluğunun olmasıdır. Günümüz dünyasında kabul gören ve büyükçe nüfusları kapsayan dinlere baktığımızda ise bu mitolojilere nazaran çok daha sade ve anlaşılabilir yapıdadırlar. Gök gürültüsü normal bir doğal olay, depremde bazı dinlerde farklı anlamları olsa da doğal bir durumdur. Bunun sebebi ise bilimin ve teknolojinin ilerlemesiyle sağlanan gerçekliği ve gerçek materyalist anlamın kazanılmasıdır. Bu kazanımlar elde edildikçe gök gürültüsünün, depremin, yıldız kaymasının aslında karışık ve tanrılarla ilgili bir alt metni olmadığı anlaşılmış ve kabul görülmüştür.
Tüm bu sanat eserlerini, medya reklamlarını, logoları, mitolojileri ve dinleri anlatmamın sebebi ise zaman ve değişim döngüsünde oluşan bu farklılığı somutlaştırmak. Karışık dinler; sorular cevaplandıkça sade bir hal alıyor, sayıları azalıyor, tek düze iniyor. Karışık yaşamımız, sadeleşip zorlayıcı halini kaybediyor, döngüde sürükleniyor. Fontlar ve logolar karışık hallerinden kurtulup tek düze, sadeleşmeye yöneliyorlar. Ben bu karışıklıkları, eski tipi, yaşamımızda ki soru işaretlerinden kaynaklı olduğunu, modern sade ve tek düze tipi de merak ettiğimiz karmaşık soruların cevaplarının bulunmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Bilim ve teknoloji durmayan ve yenilenen yapılar. Hayal edin! Sizinle biraz bilim kurgu yapmak istiyorum, yazının asıl başlığına asıl sonucuna varmak istiyorum. Tüm bu soruların cevaplandığını düşünün, sadeleştiğimizi, pürleştiğimizi, beyazlaştığımızı. Soru işaretlerinin noktalara dönüştüğünü düşünün. Her şeyin cevabını bulduğumuzu bilimin ve teknolojinin bu gezegen üzerinde tüm soruları cevapladığını ve sorunları çözdüğünü. Bu topraklar üzerinde sona ulaştığımızı. Ahlak, kültür, din ve hayatımızda utanmamıza, çekinmemize sebep olan tabuların çözüldüğü, bilimin bunu çözdüğü ya da bu filtrelerin gereksiz olduğunu kabul ettirdiği bir gelecek. Bence sonumuz bu olacak, yazının başında konuyu en basit örneklere indirgedim logo gibi font gibi, bunların sadeleşmesini gözlemleyebiliyoruz. Diller gittikçe azalıcak ve tek bir ortak lisan halini alacak, bunu diller arasında benzerliklerin çoğalması, dünya çoğunluğunun kullandığı dilin başka dillere de ağızdan ağza dahil olması, Türkçe konuşurken aralara İngilizce kelimeler sıkıştırmamız gibi örneklerle adlandırabiliriz. Yiyecekler, zevkler, ihtiyaçlar hepsi sade bir hal alıp tekelleşecek. Dinlerde geçmişten günümüze kadar değişip sadeleşmesini sürdürecek, ta ki tüm sorular cevaplanana kadar, işte o zaman gerek kalmayacak. Peki bu gelecek de sanat olur muydu? İhtiyaçlar ne olurdu?
Belki de soruların cevaplanıp karmaşıklığı yok olmuş bu dünyada sanatın bir anlamı kalmayabilirdi. Belki sanat yok olmayıp şekil değiştirip, belki de anlamını değiştirip varlığını sürdürebilirdi. Ya da sanat kavramı yerine yepyeni, hayatımızın temeline zevklerin ve hazların temeline koyabileceğimiz farklı bir yapı oluşurdu, yeni duygular, yeni duygu dışavurumları türerdi. Sanata gerek kalmaz sanatın evrimleşmiş yeni halini kabul ederdik.

Blade Runner

Fikrimce bu yeni dünya da yeni ihtiyaçlar ortaya çıkardı, çağlar boyu öleceğini bilip bunun farkındalığıyla kimi zaman korkusuyla yaşayan insan belki de buna ihtiyaç duyar hale gelirdi. Bu kadar pür ve sadelikte insan hayatına anlam katamayabilir kendine yaşam amacı bulamayabilirdi. İnsanların hayatlarını, ömürlerini şekillendirdikleri dinler, inanışların yok olmasıyla hayat onlara göre anlamsızlaşmaya başlayabilirdi. Bir dine inanmayı bıraktıktan ve kendine bunu tutarlıca kanıtladıktan sonra düşünen insanda bir anlam arayışı başlar. Hayatın anlamı. Böyle bir gelecekte elbette hayata anlam veremeyecek insanlar olacaktır ve onlar için belki de tek kaçış noktası ölüm, bu anlamsızlığı sona erdirmek olacaktır. Bu bir toplumsal seçim ve isteğe dönüştüğünde bu isteğin karşılama gereği duyulacaktır. Hayal edin, başvuru yapıp, gününü, saatini, şeklini seçtiğiniz ve isteğiniz üzerine hazırlanan intihar rezervasyonları ve bunların gerçekleştiği “İntihar Merkezleri”. Doğum hastaneleri, cenaze kurumları olduğu gibi intihar ve ölüm için de o zamanlar kurumlar kurula bilir.
Aklımdan geçen bazı fikirleri bu metinde siz değerli okuyuculara aktarmak istedim, siz bu konu hakkında ne düşündünüz ya da ilginç mi geldi, komik mi geldi. Size dokunabilecek mi etkisi ne olacak bunlar elbette önemli şeyler. Ama ben bu yazıyı kendi zevklerim için yazdım, bu konuyu konuşmak yazmak aktarmak istedim, kafamda ki düşünceleri somutlaştırmak, en azından 2 boyutlu bir iletişim aracına dönüştürmek istedim. Bunu yapma isteğim ile arzuladım ve bunu yapmaktan haz aldım. Kişisel fikrime göre hayat anlamsız, basit bir yapıya sahip ve intihar için elverişli. Bana göre hayat anlamsızdır, hayatı anlamlı kılan hazlarımdır. Hazlarımı ve zevklerimi gerçekleştirdiğim sürece hayat yaşamaya değerdir. Ama bir o kadar da emin olduğum fikrimde şudur ki, İntihar en kutsal ölümdür. Bireyin hayatında en önemli kişi kendisidir, her şey ama her şey kendisi içindir. Bir trafik kazası ya da hastalıktan dolayı ölmektense bireyin hayatını şekillendiren iradesinin yine hayatını sonlandırmasına karar kılması fikrimce en yüce karardır. En iyi ölüm bireyin kendi isteğiyle olandır.

Nevzat Uluca
Nevzat Uluca
Master of Past and Present

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar