Kurguların Damakta Kalan Tadı

Kurgusal anlatıların en acımasız özelliği sizi yarı yolda bırakabilecek olmasıdır. Yarı yolda bırakmasa ve sözünü tamamlasa bile, daha çok istersiniz. Orta-dünya diye adlandırılan fantastik kurgu evrenini yaratan Tolkien şöyle söylüyor:

“Yaşamın bu kadar kısa olmamasını dilerdim, dil öğrenmek zaman alıyor, ve kimsenin bilmek istemediği şeyler yapacağım.”

İnanıyorum ki damakta kalma durumu sadece okur için değil, yazar için de geçerlidir. Hangi yazar yaşamsal problemleri atlayıp daha çok yazmak istemez ki? Hangi yazar yarattığı kurgunun daha derinini ince ince işlemek istemez?

Ne anlatmak istediğimi örneklerle daha açık hale getirmek isterim. Hobbit’i okurum, beğenirim. Yüzüklerin Efendisi’ni okurum onu da beğenirim ve bir okur olarak daha fazlasını isterim. Silmarillion, Húrin’in Çocukları, Bitmemiş Öyküler… Hatta Orta-dünya evreni biter de yazara hayran kaldığımdan alır masallarını okurum. Tehlikeli Diyardan Öyküler, Roverandom… Ee, sonra ne olacak? Hepsi bittiğinde bizi ne karşılayacak? Belki üzerine okunan onlarca kitaptan ve belirsiz bir zamanın ardından sadece hikayelerin ana hatları ve birkaç karakterini anımsayabileceğiz.

Aslında bu kadar olumsuz olmamak lazım. Fazla abartmayayım. Bu okuduğumuz kitaplardaki birçok karakterin, birçok olayın bize derinden işlemesi ve bu sevdiğimiz karakterlerden belki de çok ufak parçalar da olsa içimizde taşıdığımıza inanıyorum. En azından tükettiğimiz eserlerden (dizi, kitap, film, vb. sanat ürünleri) etkilenmeye açık kişilersek bu böyledir.

Konuya geri dönelim. (Yazıyı biraz kişiselleştireceğim, kusura bakmayın. Ancak örneklerle rahatça anlatabilirim bunu.) Tolkien’den gidiyorduk. Ee, Silmarillion’u okuduk; diğer kitapları da okuduk. Blind Guardian’ları da dinledik, Deviantart’ta resimlerine de baktık, araştırdık ettik. Sonra tatmin olmazsak ne olacak? Beynimizde açılmış yeni haz eşiğini besleyecek daha fazla ürün bulamıyorsak ne yapacağız biz, tüketiciler olarak?

Tüketiciler ellerindeki ürünü tüketince bir ayrılış acısı hissi yaşamaz mı zaten? İşte biz de bunu hissediyoruz. Tüketmiş olmanın hazzının yanında yarım kalmış mükemmeliyetçi beklentiler aklımızın odalarında geziyor.

Bilmiyorum bu bir saplantı durumu mu, takıntı hâli mi… Ancak bu tatminsizlik insanı canlı hissettirebilecek yegane şeylerden biri diye düşünüyorum. Kurgunun damakta kalan tadının da daha fazla ve daha farklı ürünler tüketerek bastırılabileceğine inanıyorum.

Hoşça kalın.

Mehmet Özgül
Mehmet Özgülhttps://ozanlarinoykuleri.com
ozanların öyküleri kurucusu. you better stop running, 'cause you know that i'm coming.

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar