Medya Durumu

0
64

Medya; içinde nefes aldığımız çağda, etrafımızı kaplayan yeni atmosfer. Medya dünyanın yeni atmosferi, hepimiz onun insanlarıyız. Kendimize ait hiçbir fikrimiz yok, kendimize ait hiçbir hissimiz yok. Hepsini topluyoruz. Hepsini medya atmosferinin yağmurlarından topluyor, bir araya getirdiğimiz şeye “karakter” diyoruz.

Geldiğimiz noktada -sürüklendiğimiz ya da itildiğimiz demek daha doğru olur- hür iradeden söz edemeyiz. Medya tekeli ve onu kullanan burjuvazi enstrümanları, ellerindeki bu silah ile birey iradesini etkisizleştirdiler. O her beyanlarında “birey” kelimesini sakız edenler, bireyin hür iradesine en gizli propaganda silahıyla saldırdılar. O silah “Medya”.

Kitlelere istediklerini istedikleri gibi gösterdiler, gerçekliğin doğasıyla oynadılar. Tanrı rolüne girdiler ve ekranlara “evrenler” sığdırdılar. Hep özenilesi olanı yarattılar, bir ütopya yazarı gibi “mükemmel” olanı o “kara aynalar”(!) da yarattılar.

Ekranda gördüğümüzü istedik; ekranda gördüğümüz gibi olmak istedik, çünkü bize söylenen medyadaki gibi olmazsan, toplum dışına itileceğindi. Medyayı ustaca kullanan “tekel”, önümüze ürünler koydu. O ürünleri medya kişiliklerinin eline verdi, üzerine giydirdi. İçi boş medya kişilikleri bir satış elemanı oldu, kendi evlerimiz kapitalizmin pazar alanı haline geldi. Biz “müşteri” olduk; her izlediğimiz reklam, köşede, hiç sezdirmeden duran her ürün ile daha çok sömürüldük.

“Kültür Emperyalizmi” ne havalı ha! Hani insan cümle içinde kullandığında onu direkt “entelektüel” yapan kavramlar varya, onlardan işte. Bu kavramda o ekranlarda. Amerikan popu, Amerikan yemeği, Amerikan dizisi, Amerikan mermeri, Amerikan kafası…
Bizden kilometrelerce uzaklardaki insanların kültürlerini izliyoruz, bu ütopya yazarları en muazzam kültür olan(!) kendi kültürlerini satıyorlar bize. Keşke sattıkları sadece tişört olsa, bize inançlarını, normlarını satıyorlar. Biz de alıyoruz. Burjuva her şeyde tekelleştiği gibi kültürde de tekelleşme peşinde, dünya üzerine sadece ve sadece “Batı” kültürü hakim olsun istemekte. Dünya üzerinde en çok bilinen yüzün “Hello Kitty” olması, Afrikalı bir çocuğun üzerinde “Micky Mouse” tişörtü olması gibi! Sizce “Micky Mouse” hayatında hiç Afrika’ya gitmiş midir?

Sahtelikten tiksindim, ekranlardaki insanların gölgelerinin arasında yürümekten tiksindim! Ekranlarla çevrili olmaktan, medya atmosferinin fırtınalarından korkmaktan tükendim. Bu yazıyı yazdım, yazıp “medya” bulutuna yüklüyorum, umarım bir medya damlası olur da, gerçekten “anlayacak” kişinin çıplak omuzuna damlar.