Yazı spoiler içermemektedir.

Artık ilk sezonunu çoğumuzun bitirdiği ve yavaş yavaş ikinci sezon dedikoduları yayılmaya başlayan Mindhunter , Joe Penhall tarafından Mindhunter:Inside the FBI’s Elite Serial Crime (John Douglas-Mark Olshakes) kitabından yola çıkarak yaratılmış bir dizi.Yönetmen koltuğunda Davıd Fincher olması ise bu enteresan işe daha bir heyecanla yaklaşmamızı sağlıyor.

charles manson üzerine sunum yapan ajanımız Holden Ford

Dizi 1977 yılında iki FBI ajanı olan Holden Ford ( Jonathan Groff )ve Bıll Tench ( Holt McCallany ) merkezine alarak seri katil psikolojileri üzerinden ilerleyen bir öykü sunuyor.Dizinin polisiye başlığı altında lanse edilmesi klasik polisye tutkunlarını çekmiş olsa da bu bildiğimiz polisyelerden değil.Kısa bir açılış sahnesi hariç ne silahların çekildiğini gördük ne vahşi bir cinayet.Bakmayın başlığımızın “ kanlı psikoloji “ olduğuna,psikolojinin üzerine kurulduğu kan bize hiç sıçramıyor.Seri katiller üzerinden ilerleyen bir dizinin bu iki temel ve izleyici olarak heyacanımızı,merakımızı arttıran bu unsarlardan uzak durarak kendini izlettirebiliyor olması bence büyük bir başarı.

Holden Ford ( Jonathan Groff )ve Bıll Tench ( Holt McCallany )

Dizinin en vurucu kısımları bariz şekilde seri katillerle yapılan konuşmalar.Dizi seri katil psikolojisi üzerine büyük laflar ediyor ve genellikle bunların altını doldurabiliyor.Katillerin gerçek konuşmalarına sadık kalarak şahane oyunculuklarla ilerleyen bu sahneler bir yandan gerilimi arttırırken diğer yandan merak duygunuzu kamçılıyor.Bütün o vahşi cinayetleri işlemiş kişilerin her cümlesinde ekrana biraz daha yaklaşıp Ford’un yaptığı gibi onları daha yakından inceleyerek bu dürtüyü anlamak istiyorsunuz. Dizi başlangıç noktasında bir katili kovalamak yerine yakalanmış,teslim olmuş bir katilin psikolojik izini sürerek klasik polisiyenin av-avcı ilişkisine farklı bir yaklaşım getiriyor.

Edmund Kemper

Holden Ford ortağı Bill Tench’i peşinden sürükleyerek bu insanların psikoljilerini anlamak böylece bir adım önlerinde olup yakalamak istiyor.Bunun için ihtiyacı olan bilgiyi ise bütün bürokratik engellere rağmen direkt olarak kaynağından çekmeyi istiyor.Ford’un bu akılcı yaklaşımı diziye o sakin havasını katıyor, çatışma sahneleri keskin sorulara,” soluk soluğa “ aksiyon sahneleri uzun diyalog ve monologlara dönüşüyor.
Mindhunter , görüntüye düşen hiç bir nesnenin öylesine olduğu bir dizi değil. Bol bol metafor ve gönderme keşfetmek mümkün.Son dönemde hiçbir film,dizi bu metafor ve gönderme unsurlarından ayrı olarak ele alınamıyor zaten.Bu “ göndermeler “ dünyasına başka bir yazı içinde detaylı olarak bakacağız.Şimdilik bir üst rafa kaldıralım.Görsel dil dizi boyunca şahane şekilde kullanılıyor.Kullanılan fontlar,seçilen kamera açıları,mekanlar,her sahne sizi öykünün havasına daha çok çekiyor.Dizi o yıllarda toplumun seri katiller ile ilgili yaşadığı gerilimi ve bilinmezllik halini sürekli size hissettiriyor.Senaryo bazen katmanlı ve açıklayıcılıktan uzak tavrı ile sizi biraz geriye itsede bu anlamlandıramama durumu bir iki istisna hariç çoğu zaman hikayenin bir başka noktasına bağlanarak kendini aklıyor.Dizinin akışı ve karanlıkta bırakılan anları tam olarak bize sunulmayan,bir parçası hep gizli karakterlerle birleşince ortaya yoruma açık bazı anlar çıkıyor.Havada kalan sorularımızın ve tahminlerimizin cevaplarını ikinci sezonda alacağımıza eminim.

 

Genel hatları ile Mindhunter hakkında söyleyeceklerim bu kadar.Büyük bir bütçe, etkileyici geçmişe sahip bir yönetmen, temellerini dayandırdığı sağlam bir eser ve güzel oyunculuklar. Yazı boyunca dikkatinizi çeken bir madde varsa dizi sizi rahatlıkla içine alacaktır.
Son dönemin en sakin polisiyesi sizi bekliyor !