Öncelikle daha ilk cümlemiz itibariyle sizden bir ricam var. Ön yargısız bir okuma ve temiz bir maç istiyorum!

Sayın okumacılar buna ihtiyaç duyuyorum çünkü bu yazı itibariyle alışılmışın dışında bir şey yapacağız. Geek kültüründen çok uzak ama en az onun kadar ışıl ışıl ve garip bir dünya içine gireceğiz;

Ankara havaları ve pavyon kültürü

Bu nereden aklına geldi derseniz. Tam bir izahım yok. Çocukluk dönemimde sıkça maruz kaldığım bir müzik türü birden hortladı olarak düşünüyorum.


Ankara havası olarak tanımlanan müziğin doğuşu 12 eylül sonrası şu an olduğu kimliği kazanmaya başladığı söylenebilir. O dönem itibariyle civar kırsal kesimden hızla göç almaya başlayan Ankara semalarında “Ben sana yandım Zühtü” şarkısıyla başlayan hareketlenme, zaten toplumun alt tabakasında olan ve batırılan,
hovarda bıçkın tarafı ortaya çıkarmaya başlamıştır. 90’lardan sonra iyice yaygınlaşan müzik türü öncelikle her bölgeden lokal temsilcilerle ufak ufak başlamıştır.
Neredeyse Ankara’ya bağlı her ilçe veya semt kendi müzisyenini yaratmıştır (Sincanlı Fehmi, Peçenekli Süleyman, Yenikentli Nadir, Çubuklu Yaşar, Güdüllü Mustafa, Polatlılı Solak Zeki, Gölbaşılı Erdoğan, Kazanlı Volkan, Elvan Dalton vb.)

Bu yeni Ankara müziği ile ilgili ilgi çekici bir diğer taraf ise müziğin icra edildiği mekanlardır; pavyonlar!

1980’lere kadar Yeşilçam ile büyüyen neslin hafızasında kötü yola düşmüş kadınlar, mutsuz kaybeden erkekler, assolistlere duyulan ihtiraslı ve kaybetmeye mahkum aşklar gibi imgelerle eşleşen pavyonlar bu yeni müzikle beraber renkli ışıl ışıl eğlence mekanlarına dönümüştür. Bu ortamın en belirgin unsuru “kadın oynatmak” biçiminde ifade edilir. Bu kadınlar,Ankara’nın efsane Seğmeni Genç Osman tarafından aktarılan bilgilere göre,
kırma-pile-uzun beyaz entariler, üzerine sırmalı camadanlar giymekte, bellerine şal kuşatmakta, şalın uçlarını da göbek üstüne düğmelemektedirler. Kadınlar oynarken onlara göbekten yukarı bakmak yasaktır. Cümbüşe daima iyi saz çalan, iyi oynayan delikanlılar, iyi zil döven ve yine iyi oynayan kadınlar çağırılmaktadır. Cümbüş boyunca dansçı kadınlar yalnızca birkaç kere oyuna kaldırılmaktadır.

Ya sen Sincanlı adamsın! Teksas ne?

2000’li yıllara kadar bu şekilde belirli bir kurallar bütünü, “racon” dahilinde ilerleyen pavyonlar canımız ülkemizin her türlü organizasyonunda olduğu gibi giderek yozlaşmış ve bir çeşit örtülü seks mekanlarına dönüşmüştür. Ortaya çıkan manzara hiç alakası olmadıkları bir yörenin dansını saatlerce sergilen Rus kadınlar, 7000-8000 bin TL tutarından hesaplar, alevler altında gelen garip kesimli meyvelere dönüşmüştür.

Artık bu mekânlarda konsomasyona çıkan kadınlarla sahnede oynamak belirli bir ücrete tabidir (bir defaya mahsus yaklaşık 25-30 TL). Piste çıkmak isteyen müşteri(ler) peçeteye eşlik etmek istediği kadının adını yazarak garsona iletir. Bazı yerlerde, sahnede yer alan bir karatahtaya isim yazdırılmak suretiyle oynamak için sıra beklendiği görülmüştür. Oyun için sırası gelenler anons edilerek sahneye çağrılır. Tam bu sırada Çök olarak adlandırılan bir ritüel gerçekleştirilir. Buna göre, oyun havasına girilmeden önce Çök garsonu içki dolu tekerlekli bir masayla sahneye gelmekte ve oyunculara içki ikram etmektedir. Bu olayın gerçekleştiği sırada solist, Bozlak veya ağır bir Orta Anadolu türküsü icra ederek sahnedekileri girilecek olan oyun havasına hazırlamaktadır. İçkiler içilip masanın ayrılmasından hemen sonra hiç ara verilmeden oyun havalarına girilir. İki veya üç eserin birbiri ardına bağlanmasıyla performans sona ermektedir.
Pavyonlar kafa dağıtmak için gidilen yerler olmak dışında günlük yaşamın bir parçası olmuştur. Söylenen şarkıların sözleri alem kültürü ve erkeklik poetikası yaratır.

ANKARA HAVALARI VE ALEMCİLİK EDEBİYATI

Ankara havalarının sözleri en kısa tanımlamayla garipler. Kendi içlerinde bir kültür olarak “alem” dedikleri eğlence hayatına hizmet eden ve onu geliştiren renkli, coşkulu ve mizahi sözler bunlar.
Bakın mesela;

Ankara’nın yolunda çantası var kolunda
Çok naz ettin güzelim benim olacaksın sonunda
Eline almış çiçek sevecek sevmeyecek
Sana olan aşkımı papatya nerden bilecek

(Ankaralı Coşkun-papatya falı)

Düz mantık. Mizahi yaklaşım.

Ya da şuna bakalım;

Öp beni yar öp beni
Bal dudaktan öp beni
Dürt beni yar dürt beni
Facebook’tan dürt beni

(Adnan Kopara- Facebook’tan dürt beni)

Cinsellik ve postmodern yansıması.

Peki bu ne ?

Yanımdayken özlersin
Yollarımı gözlersin
Kaybolsam temizlersin
Omomatik gibisin

Rüzgar olup esersin
Hiç düşünmez küsersin
Ben küsersem kesersin
Bir permatik gibisin

Yollarına düşürttün
Dağdan dağa aşırttın
Sevenleri şaşırttın
Şakamatik gibisin

Gurbetler geziyorsun
Sevgide yüzüyorsun
Her yana uzuyorsun
Sanki lastik gibisin

Umutları yeşerten
Duyguları dirilten
Damla damla eriten
Otomatik gibisin

(Mustafa Ceylan – Bankamatik kız)

Ne diyeceğiz bu sözlere ? Bir “alemci” değilsek ne diyebiliriz ki ? Hiç pavyona gitmediğimiz için burada sunulan eğlenceye anlam vermemiz imkansız.

Şu söze bakın. Polatlı nereden giriyor işin içine? Çünkü o adamın dertleri arasında var bu. Kendini yazıyor adam kendi gibi olanları yazıyor. Ortak bir dert kümeleri ve dolayısıyla ortak bir eğlence anlayışları var. O yüzden dört yanda dinlense bile kültürüyle, pavyonuyla bu müzik Ankara ve çevresinin, o garip bozkırların müziği.