Bu hayatta herkesin bir derdi var Cemal. Benimki de bu. Ölemiyorum amına koyayım. İyi bi’ şey sanıyorsun bunu değil mi? Herkesler öyle sanıyor ama gel bir de bana sor.En berbat tarafı ne biliyormusun ? Hiç kimseden, hiçbir şeyden korkun kalmıyor. Ar damarı çatlıyor adamın. Doğru ne, yanlış ne; her şey karışıyor kafanda. Bu amına koduklarımın 100 sene önce neye inandıklarını görsen çok gülersin. Ben biliyorum mesela. 100 sene sonra neye inanacaklar, onu da biliyor olacağım. Ya her şeyleri biliyorum ben Cemal. Her şeyleri bilmekle hiçbir şey bilmemek aynı şey. Odun gibi oluyorsun işte. Onun için çok fazla kurcalamayacaksın meseleleri. Eninde sonunda ölcek olan birisinin bu dünyanın derdini çözmesine imkan yok.”

 

Evet sayın okumacılar bu sefer ki buluşmamız bu tiradın akılda yarattığı aslında hiç olmaması gereken, günlük maratonlarımızla zerre alakası olmayan ama bir şekilde aslında meselenin tamda orta noktası olan bir meram üzerinden gerçekleşiyor. Uyarmam gerek uzun bir fikri atış olacak, karşılamadan önce çayınızı,kahvenizi hiç olmazsa sırtınızı yaslayacak yerinizi hazır edin.

Bu tiradın üzerine zimmetlendiği karakter ölmeyen bir adam. Kimisi şeftali yiyemez, kimisi yüksekten bakamaz, bu adam ise ölmüyor, ölemiyor. Derdi bu adamın.Bunu nasıl bu kadar basitleştiriyorsun diyecek olursanız, ben basitleştiriyorum efendim. Şeyhimiz Onur Ünlü, her karakterin ayrı süper güçlere sahip olduğu bir “Sen Aydınlatırsın Geceyi” evreni yaratarak kendi basitleştiriyor. Bu evrene bir garip seyir macerasıyla atılmadıysanız, lütfen koşarak bu yazıdan uzaklaşın.

İzleyen okumacılarımız, biz devam edelim. Karakter ölmüyor, ölemiyor. Bunun ne berbat bir şey olduğunu düşünün. Hayattan istifa hakkınız elinizden alınmış, hayatın acil çıkışı olan ölüm sizde yok, kilitlenmiş. Ben ölümü hep bir şans olarak değerlendirdim. Evet yaşıyorum ama her an bırakabilirim. Bu hak bende saklı ve bu muazzam bir değer yaratıyor.

”Ölüm dünyaya ait bir olgu değildir” diyen Wittgeistein’a rağmen ölüm hepimizin yaşamının sonu olarak bilinmeyen bir yerde ve zamanda bizi bulmak üzere beklemektedir. Ölüm var oluşumuza anlam ve değer katan yegâne gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Ontolojik felsefenin ve Din felsefesinin vazgeçilmez konularından birisi olarak düşünce tarihinde muazzam bir yere sahip olduğu kadar hangi döneme ait olursa olsun, neredeyse tüm dini inançlar içerisinde de önemli bir yere sahiptir.
Bu adam ise ölemiyor, başka bir ihtimali yok, bir zorunluluk olarak sonsuzca yaşayacak.
Sonsuz yaşamın getirdiklerinin ahlakını kaybettirdiğini “ar damarının çatladığını” söylüyor.

Bu ne demek ?

Onur ünlü burada ahlak denilen olguyu bir yaratıcıdan korkmaya mı bağlıyor ?
Yoksa kast edilen, yaşam süresi uzadıkça, insanın artan deneyimleme arzusunun doğurdukları mı ?

Olaya şöyle bakalım. İnsan ömrü çok sınırlı bir varlık, günümüz şartlarıyla ortalama 70-80 yıllık bir yaşamdan söz ediyoruz . Kısıtlı zaman insana ister istemez bir seçicilik katıyor. En azından bazı noktalarda insan diyor ki “bu rezilliğinde yapmayalım. Hem Allah var, alevler falan.Ben sıcağa gelemem.” Fakat siz insan hayatının zaman kilidini açtığınızda bu seçicilik ortadan kalkıyor. Ölüm denklemden çıktığı zaman, yeryüzünde hiç ölümsüzlük vadinde bulunmayan dinlerde tabi ki hayattan çıkıyor. İnsan ölmediği zaman hesap verecek bir tanrısı, cezalarından, belalarından korkacağı bir yaratıcısı kalmıyor. Hem zaman kilidini hem tanrıyı kaybedince insanın elinde tek bir şey kalıyor; yaşam.
Yaşam, deneyimlerden oluşan bir zincirdir. Ölmeyen ve hesap vermeyen adam maksimum deneyime sahip olandır. Toplumun ahlak yargılarıyla sınırladığı, insanın kendine yakıştırmadığı, rezil olmaktan korktuğu herşey ona açıktır. Rezil olmak kavramı yoktur onun için çünkü rezil olacağı insanlar, o koca topluluk gözünün önünde ölecektir. İnsan yaşamı ona korkunç kısa gelecek, tüm ömrünü gördüğü insan bile bir noktada silikleşecektir.
Her deneyim özünden empati yeteneğini arttırır, farklı bir açı kazandırır. Ölümsüz bir insan çok fazla bakış açısını deneyimleyebilir.
Sevende olur, sevilende, aldanan ve aldatan olur. Bazen katil bazen maktül olur. Her açıdan bakan insan, sonunda geldiği noktada her açının, özünde anlamsız ve değersiz olduğunu çok acı şekilde kavrar. İşte bu nokta ar damarının çatladığı noktadır. Bu adam için Yasemin’i öpmek veya onu öldürmek arasından bir fark yok. Yasemin ölecek ve o hatırlamayacak bile. Cemal onu vurmuş vurmamış ne fark eder ? Cemal ölecek ve o yaşıyacak. Ölüm ortadan kalktığı an, ölmeyecek olma durumu dışında hiç bir şeyin önemi kalmıyor.

Bilim insanları genel olarak güncel haber ve konularla ilgilenmezler çünkü onlar büyük resmi görme yetisi kazanmışlardır. Bizim ölmeyen adamımız buna benzer bir durum içerisindedir. O kadar çok hayat yaşamıştır ki büyük resmin her noktasını adım adım geçmiştir. Onun için artık bir anlamı kalmamıştır. 100 sene önce neye inandıklarını bildiği ve güldüğü insanlığın yeni ahlaki değerleri onu hiç ilgilendirmez. Saçma bulur, kendi penceresinden çok haklıdır. İnsanların şehirler yaratıp şehirler yok ettiğini, savaşlar çıkarıp, barışlar ilan ettiğini, tanrılar yaratıp tanrılar yaktığını görmüştür. İnsanın yarattığı ve evirdiği çelişki onun için çok somuttur.

En can alıcı cümleye tam bu nokta üzerinden geliyoruz. Bu adam herşeyi biliyor ve diyor ki;
“Ya her şeyleri biliyorum ben Cemal. Her şeyleri bilmekle hiçbir şey bilmemek aynı şey. Odun gibi oluyorsun işte. Onun için çok fazla kurcalamayacaksın meseleleri.”

Bu cümle üzerinde belkide yazarından çok daha fazla fikri mesai harcadım, hemen her konuda düşünsel anlamda uyum sağladığım bir dostumla ayrı düşüp, cepheler kurup savaştım. Evet ilk bakışta insan tabi ki herşeyi bilmekle hiç bir şey bilmemek ayni şey olamaz diyor. Fakat biraz derine inince işin cevheri ortaya çıkıyor. Anahtar kelimemiz; duyarsızlaşma. Bu adam herşeyi biliyor ama herşeye duyarsız.
Bakın bize, bir durun ve kendize bakın. Dünyanın hiç bir çağında olmayan bir lükse sahibiz, atam bombası planlarından, portakallı ördek tarifine, cilveli Selanik örgü modelinden, apendektomi ameliyatının nasıl yapıldığına kadar her türlü bilgiyi internetten bir kaç saniyede edinebiliriz. Peki bakıyormuyuz ?

Hayır çünkü her an bakabiliriz, bilginin bir kıymeti yok. Aslında her an bilir haldeyiz sadece bakmıyoruz gibi çok kötü bir algı yanılgısı içindeyiz.
Bu mevzu biraz böyle. Ölmeyen adam o kadar çok şey yaşamış ki, o kadar çok insan hikayesi biliyor ki artık sıradanlaşmış, her bilgi, her hayat onun için normal. Şaşırma yetisi yok olmuş. Şaşırma kaybolunca ilgi ve merakta ölüyor. Adam ölmüyor ama merakı ölüyor. Ölmeyen adam tek bir sırra vakıf aslında hiç bir şeyin değişmediği. Evet, dünya hiç durmuyor. Evet, caddeler, sokaklar, insanlar, evler, arabalar sürekli değişiyor ama olanlar hiç değişmiyor. Her çağda bir din var, bir çeşit para var. İnsalar hep aşk için, para için, bazense sadece kontrolsüz bir öfkeyle öldürüyor, katil ve maktül hep var.
En önemlisi ise her çağda en geçer akçe, en gerçek şey olarak cinsellik var.
Tüm bu değişime ve değişmemeye ancak iki tür insan kayıtsız kalabilir.
Hiç bilmeyen ve hep bilen.

Evet sayın okumacılar bu nokta duralım. Bu limana kadar dayanabilen herkese çok lodos teşekkürler ederim. Bir tiradın serbest çağrışımında yürüdük beraber. Kafamız çok karışmadan bitirmek istiyorum çünkü;

Eninde sonunda ölcek olan birisinin bu dünyanın derdini çözmesine imkan yok.

Tüm okuduklarınız aklı hür, vicdanı hür, bir düşünüşün, klavye vuruşlarından düşüşüdür.
Tüm hakları saklıdır sarsıntımın, fotokopi fanzin serbest !