Polisiye edebiyat hayatımızın tam orta yerinde,çoğumuzun bilincinden uzak bir şekilde günlük hayatımızı,bitmeyen modernleşme maceramızı,suç-suçlu ve araştıran üçgenini her seferinde tekrar tekrar kurarak,şematik biçimde önümüze koyar.Polisiye edebiyat diğer türlerden farklı olarak teknolojiye,değişen alışkanlıklarımıza,değişen düşünce yapılarımıza yani insana dair her değişikliğe çok duyarlıdır çünkü suç bize dairdir,suçlu bizizdir,dedektif komşumuzdur.Olay sokağımızda geçer.Bu ölçüde özdeşlik kurabilmemizin nedeni suç olarak nitelendirilen eylemlerin genellikle insanın temel iç güdülerine dayanan eylemler olmasıdır.Hırsızlık,bir nesneyi çalmak,sahip olma dürtümüzün bir sonucudur.Tecavüz,cinsel arzularımızın hayvani ölçüde kontrolsüz dışa vurumudur.Cinayet,hepsinden karmaşık,her şeyden bir parça bulunabilecek bir eylem.Bu tür bizim yüzleşmek istemediğimiz yönlerimize çok parlak ışıklar tutabiliyor fakat bazen bu şahane yönlerinin dışına çıkıp ucuzlaştığı,kendi yarattığı klişeler içine düştüğü de oluyor.Hatta üretimin artması ile günümüzde kötü eser sayısını bariz şekilde arttırdı.

İlk polisiye roman Edgar Allan Poe tarafından 1841 yılında yazılan Morg Sokağı Cinayeti olarak kabul edilir.Romanın başkahramanı dedektif Dupin’dir.Dupin gazete haberleri,ipuçları,soru-cevap ve gözlemleriyle cinayetin nasıl işlendiğini çözer.

Korkunun efendisi Edgar Alan Poe.

Polisiyenin olmazsa olmazını oluşturan suç-suçlu-araştırmacı üçlüsü bu kitapla beraber kurulmuştur.Poe eserini üretene kadar tabi ki koca insalık tarihinde polisiye nitelikler taşıyan eserlerden bahsetmek mümkün.Onun esas olarak yaptığı bahsettiğimiz üçgeni kurmak ve bilinmezlik,merak unsurunu öne çıkarmak olmuştur.Ona göre bilinmez (suçu işleyen,işleme yöntemi) ancak bir matematik problemi çözer gibi çözülebilir.Poe ile birlikte dedektif anlatısının altı maddelik yapısal formülü de ortaya çıkar:

1. Dedektifin tanımlanması.
2. Suçun işlenmesi ve ipuçları.
3. Araştırma,soruşturma.
4. Çözüm.
5. Çözüme gideln delilerin araştırılması.
6. Sonuç.

Poe ile birlikte Fransız yazar Emile Gaboriau da bilinmezlik unsurunu öne çıkaran eserler vermiştir.Poe’nun hikayesinde bahsettiğimiz gibi suça matematiksel bir problem gibi yaklaşn Dupin karakterini ortaya koyar.Hikayenin başlagıcında Dupin,yanındaki karaketerin düşünce akışını takip ederek sormadan sorussuna cevap veriri ve sonra bize nereden yoka çıkarak sonuca vardığını açıklar. Nasıl? Tanıdık geldi mi ?
Sherlock Holmes öncesi bir Sherlock Holmes ! Bu cümlenin ne kadar mantıksız olduğunu biliyorum elbette ama Sherlock Holmes isminin ne denli büyük,etkili olduğunu anlamak için önemli.İlhamını aldığı noktalar bile ona dönüşüyor sanki o ilhamını doğurmuş gibi.
Yaratıcısı Arthur Conan Doyle büyük başarı getiren karakterimiz,polisiyenin bir anlamda entellektüel bir bulmaca olduğu görüşünüde yaygınlaştırır.

20.yüzyıl başlarında Fransa’da polisiye roman bulup ortaya çıkarma romanı,sorun roman,oyun roman isimleriyle alt türlere ayrılır ve yaygınlaşır.Arsen Lupin gibi tipler bu şekilde doğar.İngiliz ve Amerikalılar ise Doyle etkisi ile bilinmezlik yönünü öne çıkaran romanlar üzerinden devam eder. Maurice Leblanc,Arsen Lupin karakteri ile okuru şaşırtma tekniğini yaratır ve üzerine gider.Agatha Christi bunu alır,ileri taşıyarak büyük başarı kazanır.

Klasikleşen kurguların kurucusu Agatha Christie.

Arthur Conan Doyle ve Agahtha Christie özelinde bir bakış yapalım.Bu iki karakter kendilerini çokça aşmış karakterleri var.
Christie tarafından yaratılan iki önemli karakter vardır.İlki 33 romanda ve 54 kısa öyküde karşımıza çıkıp şovunu yapan Belçikalı karakterimiz Hercule Poirot.” Yarattığı ikinci dedektifi,evde kalmış kız kurusu ama uyanık ve saygıdeğer hanımefendi Miss Marple’dır. Bu cin gibi zeki,meraklı ve Poirot’nun aksine duygu ve sezgilerini de işin içine karıştıran yaşlı hanım, cinayetleri çözerken harekâtını St. Mary Mead’deki evinden yürütür. Çözeceği cinayetler üzerinde tercihen bir koltuğa yerleşmiş olarak düşünür, fikir yürütür. Kendisine bilgi getirenler çevrenin dedikoducula-rıdır. Polisiye roman jargonuna göre bir “armchair detective” yani koltukta düşünerek zihninde
olayları sonuçlandırabilen bir üstün kişidir ama gerektiğinde olayı çözmek için koltuğundan kalkmasını da bilir.
Poirot biraz züppedir, gösteriden hoşlanır, olayı sonuçlandırınca herkesi “a little reunion in the salon (salonda küçük bir toplantı)”ya
davet etme gibi bir alışkanlığı vardır. Poirot’nun bu katili açıklama toplantısı, polisiye roman yazarlarının çoğunun beğenisini kazanmış ve yapıtlarında bu törenimsi toplantıyı çarpıcı bir öğe olarak pek çok kez kullanmışlardır. Poirot bu gelenekselleşen toplantıların ilkini, ilk kez göründüğü Styles’deki Esrarengiz Vaka romanının sonunda yapacak, katil dahil herkesi davet ettiği salonda teatral jestlerle şöyle konuşacaktır: “Mesdames et Messieurs; let me introduce you to the murder Mr. Alfred Inglet-horpe (Hanımefendiler, beyefendiler size katil Bay Alfred Inglethorpe’u takdim etmeme izin veriniz).” Bu züppeliğin şahikasına çıkan takdimi, analitik zekânın parıldadığı açıklama izleyecektir.”

“Geleneksel “Katil kim?” romanlarının genel
kabul görmüş bir ilkesi, hep değindiğimiz gibi
“okuyucuyu şaşırtmak ama aldatmamaktır”. İşte, bu bağlamda Agatha Christie bu türde yazan bütün polisiye roman yazarları içinde en başarılısıdır.
Christie, “Katil kim?” romanlarının olay, mekân ve zaman birlikteliği kuralına çoğu zaman uyar.Öykü, bir tek olay -cinayet- etrafında kapalı bir mekânda ve dondurulmuş bir zaman diliminde gelişir ve biter. Zaman dondurulmuştur yoksa ilk

Hercule Poirot.

kez 1920’de karşılaştığımız ve o zamanlarda bile
“kendini emekliye ayırmış ama karşısına ilginç bir
olay gelince bu emekliliği bir tarafa bırakan hatta
yaşı ölme çağına dayandığından gazetelerde ölüm
ilanları okumaktan hiç hoşlanmayan” Hercule
Poirot veya ilk kez 1930’da sezgilerine hayran
kaldığımız kız kurusu Miss Marple otuz hatta kırk
yıl sonra hiç yaşlanmadan yine bizim karşımıza
çıkamazdı.“
Bu noktada Christie’nin azmine ve istikrarına dikkat çekmek gerek. “Christie’nin ilk kitabı 5 yıl basılmayı bekler. Altı yayınevi de ilk romanını reddeder.
66 dedektif romanı, 150 kısa öyküsü ve 20’nin üstünde oyunu bulunan Christie’nin eserleri bugüne kadar toplamda 2 milyar adet satış yaptı.Christie’ninkitapları İncil ve Shakespeare’in eserlerini bu anlamda geride bıraktı.Christie ayrıca bir arkeologdur. İkinci eşinin işi nedeniyle Ortadoğu’da 20 yıl sürecince kazı alanlarında bulunur. Sabahları kitap yaz-dıktan sonra öğleden sonra arkeoloji sahalarında çalışır.”
Çalışmaları için bitmez tükenmez notlar alan defterler dolduran yazarımız,müthiş bir kurgu ustasıdır.Öyle detaylı kurguların yüzlerce sayfa not ile oluşması şaşırtcı değil tabi.

Doyle ise Sherlock Holmes karakteriyle ilk defa yazılı-basılı olarak 1887’de ortaya çıktı. Sir Arthur Conan Doyle onun kahramanı olduğu

Sir.Arthur Conan Doyle.

dört roman ile 56 hikâye yazdı. Çıkış noktası olarak geçmişten çok güzel beslenen ve gerçek bir karakteri baz alan Doyle,yarattığı karizmatik karakter
ile bir dönemden çok daha fazlasına,zamanlar ötesine mührünü vurmuştur.
Karakter öyle karizmatik ve ilgi çekicidir ki insalar varlığına inanır.Dr.Watson ağzından anlatılan öyküler,onun bizi temsil eden şaşkınlığı,duygusallığı ve Sherlock tarafından sergilenen onu tam aksi robotsuluk anlatım açısanda seriyi ayrı bir yere taşır.Karakterin şahane yapısı öyküleri görsel sanatlar için müthiş bir uyarlama aracı haline getirir.
“Sherlock Holmes, en fazla canlandırılan film karakteridir.İki yüzü aşkın filmde 70’i aşkın aktör onu oynadı,Sir Arthur Conan Doyle’un hafiyesini adlı adınca sunan ilk film ise, tek bobinlik Mutaskop makinesinde gösterilen, 30 saniyelik, 1900 yapımı Sherlock Holmes Baled’dı. Aynı
zamanda kaydı olan ilk dedektif filmidir. İlk Holmes’ü
ve ona musallat olan hırsızı oynayan aktörün isimleri bilinmiyor.”
Günümüzde Sherlock dizisi bize bu çok özel dedektifimizi final bölümü hariç başarılı şeklide sundu.Karakterin Robert downey Jr tarafından canlandırıldığı filmler ise güzel aksiyonlu,eğlenceli filmler olarak beyaz perde üzerinde önümüze çıkıyor.

Robert Downey Jr.

Seval Şahin tarafından yazılan şahane kitap “Cinai meseleler” ve adını müthiş karakterimizin ev adresinden alan “221B” dergisinin çok güzel metinlerinden yola çıktığımız,alıntılar yaptığımız polisye dosyamızın giriş kısmını burada sonlandırıyoruz.Eser sahiplerine tutkulu yazılarından ve araştırmalarından dolayı sonsuz teşekkürler ediyoruz.
Devam edecek olan serimizde polisiye türüne sinema üzerinde bakacağız.Sinemanın bu türe kattığı güzel detaylara,yeniliklere ve klasikleşen estetik değerleri göreceğiz.

Nasıl mı ?

“Elementary, my dear Watson, elementary.”