Ruhun Sesi: Karşıtlıklar ve Çağrışım

Bir Death şarkısının çağrıştırdığı bağlantısız kelimelerden öte bir anlatı.

Geride bıraktığımız yıllarda karşıtlıklardan bahsederek bir George Orwell kitabı incelemiştik. 1984 kitap incelemesi aylardır Ozanların Öyküleri’nin en çok okunan yazısı olarak yerini koruyor. Her karşıtın, karşısında olduğunun özü olduğuna dair bir cümle vardı başlıkta.

“Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür.”

Sanıyorum ki yazın sanatında soyut yahut imgesel anlatıma başvurmanın en kolay yolu, bir kavramın sahip olmadığı niteliği ona yüklemek. “Duvardaki gözler, bir sağırın çığlığı, bir sakatın koşusu…” Bu örnekler ne harika yazı isimleri değil mi? “Bir sağırın çığlığı” başlığı ile Beethoven’ı anlatan harika bir yazı çıkartılabilir. İşte burada bu sözlerin altına derinlik katan iş “çağrışım”a düşüyor. Çağrışım hem üretime hem de tüketime lezzet katan sos görevini görüyor.

Üç kelime ile başlayıp 500 kelime çıkartılabiliyor deneme yazarken. 2 dakikalık bir müzik dinleyip 20 dakika düşünebiliyor insan. Müzik üretiminde de benzer metotlar kullanılıyor, resim yaparken de. Peki bu çağrışımı şekillendiren ne?

Yaşam aniden yeni bir anlam kazanır

Üretimde bir fikir var, bu fikir tasarıma dönüşüyor. Ardından bu tasarım tüketilerek çağrışımı oluşturuyor ve bu çağrışım da yeni bir fikir yaratıyor. Bunun kısır döngüden ziyade ilerleme olmasının nedeni, sonucun yaratıcı olması. Yaşamak da böyle. Bir fikir var, bu fikir tasarıma dönüşüyor. Ardından bu tasarım tüketilerek çağrışımı oluşturuyor. Evet, “tüketilerek”. Daha sonra bu çağrışım yeni bir fikir yaratıyor. Tüm bu düşünceleri fark edince Norveçli black metal grubu Burzum grubunun tek üyesi olan Varg Vikernes’in bir sözü aklımda canlanıyor:

“Birdenbire yaşam yeni bir anlamı olur”

Az önce düşündüğüm ve yazmadan önce aklımda en ufak bir bağdaşıklık kuramadığım sanat üretimi ve insan yaşamı karşılaştırmasının anlamının verdiği hazzı hayal ediyorum. Bir de gökyüzündeki yıldızlara bakıp birdenbire onların yansıttığı şekillerin anlamlarını ilk keşfeden o insanların hazlarını da hayal ediyorum. Onların gözünde de birdenbire yaşam yeni bir anlam daha kazanmıştır. Fakat yaşam diyorum. Sadece onların yaşamı değil, gerçekten insanlığın genel manadaki yaşamına yeni bir anlam katmış kişilerdir bunlar. Sözün hakkını vermek…

Orion

Kaos huzurdur

Bu tür yorumlar daima bakış açısıyla ilgilidir. Ancak bakacağımız yeri de ne yazık ki kendimiz seçemiyoruz. Kendimizi zorlayıp başka açılardan bakmak da samimiyetsiz geliyorsa, elden ne gelir? Aslında bir şey o da bakış açılarını benimsemek oluyor. Benimsediğimiz fikirler, yorumlar bizim karakterimizi oluşturuyor. Ve karakterimizi yaratmak ikiden fazla şıkkı olan test sorularının tümünden daha kolay olabiliyor. Çünkü önümüzde her zaman iki adet seçenek oluyor. “Eylemlilik mi, eylemsizlik mi?” İşte her hareketimizin temel sorusunun buradan çıktığına inanıyorum.

Alışılagelmiş fantastik rol yapma oyunlarında karakter yaratırken soru olarak kullanılan bir hikaye vardır. Hatırladığım kadarıyla ve en kısa biçiminde, karakteriniz yaşlı bir kadın görür. Bir hırsız onun çantasını çalmaya çalışır. Siz bu durumda eylemde bulunacak mısınız, bulunmayacak mısınız? Seçimlerin en temeline indirgenmiş fazlasıyla kolay bir soru. Ama cevap vermek için bir o kadar beklenen de bir soru. Çünkü bu en temel seçim, önünüzdeki seçimlerin tamı tamına yarısını yok ediyor. Yani bir yarıyı kullanabilmek için öbür yarıyı yok etmeniz şart bu seçim olayında. Ya da Tyler Durden’ın dediği gibi, omlet yapmak için birkaç yumurta kırmak zorundayız.

Yaşlı kadın ve hırsız hikayesinde yorumlayacak olalım “Kaos huzurdur” sözünü. Burada ikili ilişkide yaşanan bir kargaşa hali var. Sizi etkileyecek direkt bir sonuç söz konusu değil. Karakterinizin yönelimi iyicil mi? Gidin kargaşaya dahil olun, kadına yardım edin. Böylece huzuru bulacaksınız. İşte huzuru kaosta buldunuz.

Karakterinizin yönelimi ben-merkezci ya da kötücül mü? Eylemsiz kalın, hiçbir müdahalede bulunmayın. Bırakın kaos kendi yazgısını sürdürsün. Huzuru böyle bulacağınız için eylemsiz kaldınız. İşte huzuru kaosta buldunuz.

Piether Brueghel’in “De Triomf van de Dood” (Ölümün Zaferi) tablosunun işkence çarkı içeren bir kısmı

Mûsikî

Böyle bir şey pek tabii mümkün olmasa da, çağrışımdan tamamen soyutlanmış biçimde bazı müzikleri dinlediğimizde bizde hüzün duygusunu uyandırır. Bunun seslerin tonu, nota dizilimleri, tempo gibi faktörlerle bağlantılı bir etki olduğunu biliyoruz. Ancak bu sihirsel etkinin üzerine müziğe sadece iki kelime, burayı şiddetle vurguluyorum, sadece iki kelime eklenerek ilâhî bir boyuta ulaştırılıyor. İşte bu birkaç kelime dışında bir düşünsel kısıtlamada bulunmayan bu müziklerde anlamın tamamını kişinin kendisi kuruyor. Yaşam gibi… Ona anlam yüklüyoruz.

Bu anlamların üzerine çeşitli imgesel manalar taşıdığını düşündüğümüz rastlantılara denk gelerek onları güçlü kılıyoruz. Üzerine anılarımızı da katıyoruz. İlk dinlediğimiz o aynı müzikten bambaşka, çok daha kuvvetli bir müzik yaratmış oluyoruz. Delicesine bir kahkaha atarcasına tekrarlıyorum: yaşam gibi…

İlk duyuşta fark etmediğimiz sesler vardır. Bir kez fark edişinizin ardından ancak tadına varmaya başlarsınız. Bas gitar enstrümanı gibi. Birdenbire yaşam yeni bir anlam kazanır.

Yine de her müziğin bir sonu var. Sesi kısık çalarsanız amfinizin ömrü daha uzun olabilir. Amfinin sesini sonuna getirirseniz, hoparlörü patlayabilir.

Hoşça kalın.
“invoco cruentus domini de daemonium”

Kaynak Bildirisi
Yazının manşet görseli Shakespeare’in Hamlet oyunundan Ophelia’nın Sir John Everett Millais tarafından yapılmış bir yağlı boya tablo tasviridir.

Mehmet Özgül
Mehmet Özgülhttps://ozanlarinoykuleri.com
ozanların öyküleri kurucusu. you better stop running, 'cause you know that i'm coming.

Bunlara göz atmadan geçmeyin:

İlgili Yazılar