Tüm bu inceleme tantanası başlamadan önce belirtmem gereken bir konu var. Yazı içerisinde hoşnutluk veya hoşnutsuzluk belirten her cümle kişisel bir görüş dahilindedir. Her insan sunulan verileri kendi algısının imkanları dahilinde karşılar. Onlar dahilinde sever veya sevmez. Hatta çoğu zaman bu siyah beyaz kavramların kıyısında daha gri bir durumda kalır. Bu ufak hatırlatma notundan sonra derin bir nefes alıp başlayabiliriz !

Şahsiyet. Alzhiemer hastalığına yakalandığını öğrenen Agâh Beyoğlu, geçmişini unutmadan, “şahsiyetini” kaybetmeden önce, geçmişiyle hesaplarını kapatmaya karar verir.

Haluk bey ne yapıyorunuz ?

Senaryosunu Hakan Günday’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Onur Saylak beyefendinin gerçekleştirdiği, başrollerini Haluk Bilginer ve Cansu Dere’nin paylaştığı, Ay yapım imzalı bir Puhu TV dizisi. Künye bu şekilde uzanıyor ve görüldüğü gibi inci gibi parlıyor. Hakan Günday ve Onur Saylak’ın son işleri DAHA filmi belirli bir kesimle sınırlı kalsa bile ses getiren, güzel ve cesur bir filmdi. Haluk Bilginer için tek söyleyebileceğim, alkışlarınız hazır olsun !
Kendisi ayrıca yaptığı açıklamada şu şahane sözleri bize armağan etmiştir;
Karakter için hazırlanmadım. Sadece senaryoyu okudum. Zaten her insan seri katildir. Sadece ortaya çıkmaz. “
Cansu Dere alkışlık bir duruma yol açmıyor olsada itici bir durum yaratmadan karakter sınırlarında kalıyor. Şebnem Bozoklu, bildiğimiz güzelliğinde seyrediyor.
Künyede ismi olan ancak henüz ekranda göremediğimizi Müjde Ar ise muazzam bir merak konusu.

Tüm bunların dışında, bu işe bence en başından bir takdir ile yaklaşmamız gerek. Karşımızda stilize bir seri katil dizisi var ve olay Türkiye sınırlarında geçiyor !

Stilize bir iş diyorum çünkü sunulan ve taze taze tükettiğim ilk üç bölüm içerisinde öylesine çekilmiş, detayları planlanmamış tek bir kare yoktu. Kostümlerin renk seçiminden, mekan seçimlerine kadar her detay bir kompozisyon bütünlüğüne hizmet ediyor. Pastel tonlarda gezen renkler, özenle seçilmiş “ havalı “ mekanlar hepsi anlatıma katkı sağlıyor, belirli bir kompozisyon bütünlüğü yakalanıyor. Tüm bu kompozisyonlar bazı noktalarda ufak ufak rahatsızlıklar yaratsada, genel akış içerisinde bir şekilde yiyoruz. Yani özünde bir gerçeklik sorunu olmasına rağmen inandırıcılık konusunda bir sorun yok.
( Bkz : “ Sinemanın inandırıcılık sorunu yok, gerçeklik sorunu var. / Onur Ünlü )

Biz bu topraklar üzerinde çok fazla stilize iş göremiyoruz. Belki bizim alışık olmayışımızın bir karşılığı olarak yapılmayada alışık olunmaması bu ufak tefek sorunları yaratmış olabilir. Bunu ilerleyen bölümlerde göreceğiz. Benim şahsi fikrim iyiye doğru yol alacağı konusunda.

Dizinin en büyük artısı, hiç tartışmasız Haluk Bilginer. Kendisini övmeye doyamıyor haldeyim. Mikro mimiklerle sunduğu muazzam oyunculuk, yarattığı gerçeklik ve “inandırıcılık “ bütün alkışları topluyor. Bize yıllardır kendi tarzı içinde, çok dışına çıkmadan sunduğu tüm karakterler, aklımızı alıp götürmeyi başardı.
Kendisi nasıl bir şeytan tüyü taşıyor emin değilim ve umursamıyorumda, bize kalan izlemek ve hayran olmak kısmı yetiyor.

“ Benim soyadım Beyoğlu, onlar gitsin ! “

Neyse, bıraksanız sabaha kadar överim ama durmalıyız daha ötesi “ şahsiyetsizlik “ olur.

Dizi ilk üç bölümde hayran bırakmasada, yeterli tatmini sağladı. Takipçisi olmak boynumuzun borcu. Hikaye akışını hiç girmedik, bu bilinçli bir tercih. Hem seyir zevkinizi baltalamak istemiyoruz hemde şu an için bize sunulan, yani açığa çıkarılan hikaye öyle çok merak içinde bırakan ve yükselten bir halde değil. Bu iş özelinde heyecan yaratan asıl olay, sunuş biçimi.Belki bu ilerleyen bölümlerde, akış içerisinde değişir.

Devamını merakla olmasada Haluk Bilginer sevdası ile bekliyoruz !