“Tanrım, bu yıldızlarla dolu!” 2001: Bir Uzay Destanı Kitap ve Film İncelemesi

0
56
David Bowman, 2001: A Space Odyssey

Bir okuyucunun kitap okurken nelere dikkat ettiği ve sevdiği çok önemlidir. Kimisi yoğun betimleme ile kusursuz bir canlılık ister, kimisi destansı anlatımı okumayı tercih eder, kimisinin de kitapta en dikkat ettiği ve okumayı sevdiği durum diyaloglardır. Olayları, hikaye örgüsünü, çevreyi ve geçen evreni karakterler arası diyalogla anlatan romanlar bu tür okuyucuyu içine çeker. Ben de diyalog sevenlerden biriyim. Siz de benim gibi iseniz Arthur C. Clark pek de bize göre bir yazar değil, ama şöyle bir durum vardır ki Alt Kültür düşkünü, fantastik ve bilim kurgu okuyucusu ve takipçisiyseniz Clark okumamızın gerekli olduğu bir yazardır.

Arthur Charles Clark

Özellikle de bilim kurgunun öncülerinden olan Clark gerçekten Bilim Kurgu yapmaktadır. İkinci Dünya Savaşında Radar Operotörü olan, King’s College’de Matematik ve Fizik üzerine birincilik ile bitirmiş, British Interplanetary Society’de Uzay Araştırmaları Bölümünde roketler ve uzay uçuşlarıyla haşır neşir olmuştur. Bilimin içinden gelen gerçek bir Bilim Kurgu yazarıdır. Anlayacağınız tutarsız sallamaz, romanlarında altında tutarlılık ve bilimsel gerçeklik payı vardır.

Ama durum şudur ki Fantastik edebiyat severi ve Bilim Kurgu okumaya hevesli iseniz bilimsel anlatımı ve dili diyalog seven birine ağır gelebilir. Kitap benim için ‘beğendim’ demesi zor bir kitaptır, çok inişli çıkışlıdır, heveslenir sonra tempo düşüşünden sıkılabilirsiniz. Bu sıkkınlıktan şöyle kurtulabilirsiniz ya da tesseli edebilirsiniz, unutmayın dostlar bu kitap 1968 yazımı, daha o zamanlar Aya ayak basmamıştık!

Clark ve Kubrick

Ayriyetten film ve kitap için şöyle bir durum vardır ki, Stanley Kubrick başta Clark’ın farklı bir öyküsünü beyazperdeye aktarmak istiyor ama telif ve benzeri sıkıntılardan ötürü bunu başaramayınca, ‘Gözcü’ isimli öyküsünü perdeye aktaracak iken Clark’ın yeni, güzel ve Kubrick ile ortak bir çalışma içerisinde bir kitap yazıp perdeye aktarılması fikrini sunuyor ve anlaşıyorlar. Yani 2001: Bir Uzay Destanı filmi bir uyarlama değildir, kitap kurgusu da, film senaryosu da Clark ve Kubrick ortak işidir. İster beğenin ister beğenmeyin, anlayın ya da anlamayın iki deha bilim kurgunun ana taşlarından biri olan enfes bir lezzet sunmuştur önümüze.

Ana konu kısaca şudur insanlığın varlığının başlarından beri olduğu düşünülen ve keşfedilen Siyah Monolit, Aya sinyal göndermektedir. Ayda ki sinyal benzer bir monolite gönderilmektedir, aynı şekilde oda Saturn’e sinyal göndermektedir. İnsanlığın ilk yapay zeka ve üstün robotu HAL 9000’e sahip uzay aracı Discovery ile yolculuğ çıkmaktadırlar.

Fikrimce kitap içerisinde dörde ayrılmaktadır;

İlk kısım (8/10) gayet hoştur bizi ilk çağlara götürür. İçerisinde bilimsel anlatımlar ve ağır bir dil olmadığı için hoş betimlemelerle Ay Gözcüsü ve topluluğunun başından geçen olayları anlatır. Onunla birlikte yıldızlara ve Aya bakar, ilk aleti daha doğrusu öldürücü aleti keşfeder, hissettiklerini hissedersiniz.

Ay Gözcüsü (Moonwatcher)

Evrim, bilimin ve dünyanın kabul ettiği bir gerçektir. Doğa da yaşam evrime göre şekillenir, sadece güçlü olanlar hayatta kalır. Kitabın da bu kısımlarında Ay Gözcüsü ve kabilesinin bir su birikintisine diğer kabileyi kovup sahip olması için gösterdikleri çaba bile buna bir örnektir. İlk kısımda tüm hikayenin omurgası olan Siyah Monolit görünür. İnsanın ilk zamanlarını temsil eden bu kabileyi manipüle eder ve zekalarında ilerleme kazandırır.

İkinci Kısım (6/10) normal zamanda geçer. Bu dikdörtgen prizmanın Aya sinyal gönderdiği keşfedilir ve  Dünyadan Aya yolculuk, Ayda aynı prizmanın incelenmesi, Aydan da Satürn’e gidilmesi gibi durumlar anlatılır. Bu kısımda Floyd, Smyslov gibi karakterler vardır. Bu kısım ilk kısma göre biraz daha ağır bir anlatıma sahiptir. Bowman ve Poole’da aramıza katılır ve asıl hikaye başlar.

Üçüncü Kısım(7/10) açıkcası benim en sıkıldığım kısımdı, aslında uzayın derinliklerinde Discovery ile birlikte yapayalnızlığın verdiği korku ve dehşeti hissetmeliydim ki kimi zaman hissettim Bowman’nın aldığı kararlar ve gergin ortamlar, ürkütücü HAL 9000 baş başa kaldıkları zamanlar ama yazının başında da belirttiğim gibi diyaloğun en az olduğu bu kısımda sıkılmamak elimde değildi.

HAL 9000

Dördüncü Kısım(8/10) ise ilk kısım kadar etkileyiciydi güzel bir sona sahipti. bu kısım üzerinde konuşacak pek birşeyim yok, kitabın ve insanlığın en uç noktasıydı, ancak okunup anlaşılacak bir kısım.

”Dünyanın hakimi olsa da ne yapacağından pek emin değildi. Yine de bir şeyler düşünecekti.”

Şunu da belirtmiş olayım bu kitap daha sonrasında bir seri olarak devam ediyor 2001: Bir Uzay Destanı, 2010: A Space Odyssey 2, 2061: A Space Odyssey 3, 3001: The Final Odyssey olarak üretmeye devam etmiştir Sör Clark.

Kitap ve film aralarında büyük farklar taşımıyor, ikisi de doğal olarak aynı tadı veriyor. Ama Film izlemek kitap okumaktan daha kolay bir eylem olduğu için, filmi izleyen seyirciler daha geniş bir kitle olacaktır. Ama bu film ağırdır her izleyici kaldıramaz bu yüzden biraz Kubrick’in, biraz da uzayın tadına alışkın olmak gerekir.