Tapmaya Zorlandığımız Sahte Putlar ve Tüketim

0

Medya, sosyal baskı, iktidar, hatta sanat yoluyla; birtakım işler yapmaya, düşünmeye, tüketime zorlanıyoruz. Medeniyetin birçoğumuzu hayatta tuttuğu, ancak bunun bedeli olarak bizi birçok zorunluluğa mahkum kıldığı bir dünyada var olmaktayız. Sürekli düşünsek, sorgulasak, baş kaldırsak bile sonunda vardığımız tek sonuç “kabulleniş” oluyor.

Tüketim

Artık kendimi tekrar ettiğimi hissediyorum. Bitmeyen bir tüketim nefretim olmasına rağmen çok fazla tüketiyorum. Okur olarak kendime baktığımda, bu sözcükten sıkılabileceğimi düşünüyorum: Tüketmek. Peki neden sürekli tüketimden söz ediyorum? Bunun yanıtı çok basit. İzlemek, okumak, yemek, içmek, garsondan hesap istemek… İşte bunların hepsini tek tek sıralamaktansa hepsini kapsayan bir sözcük tercih olarak karşıma çıkıyor. Tüketmek büyük bir çözüm: hem anlatırken, hem yaşarken.

Tüm bunların farkındayız. Reklam politikalarını, 0.99 numaralarını… hepimiz biliyoruz. Dolandırıcılara karşı hepimiz teyakkuz halindeyiz. Tabii ki bu teyakkuz halinde olduğumuz dolandırıcılar, başka dolandırıcıların “dolandırıcı” diye tanımladığı insanlar oluyor. Başka hırsızların, “hırsız” diye tanımladığı insanlar oluyor. Kontrolün hep elimizde olduğunu sanıyoruz ancak daha düşüncelerimizin akış hızını bile yavaşlatıp hızlandıramıyoruz. İlaçlara, meditasyonlara, sanata ihtiyaç duyuyoruz bunun için.

Düzene karşıtlık

Her alt kültür ürünü birer başkaldırıdır. Popülariteye, ortak ilgiye verilen bir tepki; uzak hazların tutkusudur. Belki de psikolojik açıdan insanın kendi sınırlarını belirlemesi, bir çeşit doğal reaksiyonların ürünüdür alt kültür. Öyle ya da böyle; söz ettiğim şey, büyük bir yuvadır. Anime tutkunundan, 70’ler rock müzik sevdalılarına kadar birçok kişiyi içerisinde barındırmakta.

Bir ürünü satın almak; bir diziyi, filmi ya da müzik grubuna göz atmak istediniz. Ancak siz daha bunu yapamadan grup popüler olmaya başladı. Kendinizi farklı tuttuğunuz, kendi küçük dünyanızda uzaklaştığınız o insanlar sizin tüketmek istediğiniz ürünü tüketti. Bu durumda o üründen soğuduğunuz, uzaklaştığınız, ilginizi yitirdiğiniz mutlaka olmuştur. Bu bir savunma değil midir? Ben sizden değilim, başkaldırması değil midir?

Hayatımızı bir şeylerden kaçarak geçiriyoruz. Kimi ailesinden kaçıyor, kimi toplumdan kaçıyor, kimi iktidarlardan kaçıyor, kimi de kendi gerçekliğinden… Bunun için kaçış edebiyatı olarak da nitelendirilen fantastik edebiyat var. Bunun için alt kültür var. Kimisi hayatta yükselmeye çalışırken kimi de düşmeye, dibe vurmaya çabalıyor. Dibe vuranlar, alt kültürü orada buluyor. Belki de metal müziği ve felsefeyi orada buluyorlar. Korku edebiyatını orada…

Dibe vurmaktan ziyade bir hayret ediş de olabilir bu. Her şey sıradan ilerlerken bir anda “ne oluyor, neden oluyor, nasıl oluyor” gibi sorular bilincinize üşüşmeye başlar. Ne kovulur bu sorular ne de cevaplanır. Sadece yenileri geldiğinde bu sorular onlara yer vermeye başlayabilir. Yine de tatminsizlik başınızın tacıdır.

Tüm bu tatminsizliğin içerisinde tatmin olduğum bir kaçış noktası var: pişman olamayış. Demek istediğim, net bir cevap bulamadığım soruların arasından; nete yakın bir yanıtla karşılaştığım bir soru oldu: Eylemlerimizde özgür müyüz? Açıkçası, olmadığımız kanısına vardım. Bu özgür olamayış, neden-sonuç çizgileri arasından da “Madem özgür değiliz, neden pişman olalım?” sorusu bir düdüklü tencere sesi gibi öttü tepemde. Evde kitap okurken birden açılan eski bir elektrikli süpürge sesi gibi…

“Ee, ne olacak şimdi?”

İşte, bu yazının da vardığı en tatminkar sonuç bir tatmine ulaşamayacak olmamızdan başka bir şey değildir.

Hoşça kalın.