Türkiye’de Ejderha Mızrağı Kültürü ​

0
37
Yapılan araştırmalara göre bitirdiğimiz, hatta beğendiğimiz bir kitabın belirli kısımları hariç detaylarını ve olaylarını ortalama 1 ay sonra unutuyoruz (Tabi bir kitabı tekrar tekrar, defalarca okuyanlar hariç). Ejderha Mızrağı da aslında bu durumun yaşanma ihtimali yüksek olan bir seri. Margaret Weis ve Tracy Hickman ikilisi “bir kitabın içerisine nasıl 20’den fazla entrika sokabiliriz” deyip denemişler gibi bir havası var. Bu kadar olay fazlalığı ve ana seride 300 sayfadan aşağı kitap olmadığı için insanın bitirdiğinde unutabileceği pek çok olay olabiliyor. Peki bu kadar fazla olayı içerisinde bulundurması iyi mi? Kötü mü? Akışı bozuyor mu? Bozmuyor mu?
Ejderha Mızrağı serisini diğer serilerden en ayırt eden özelliği kesinlikle bu entrika olayıdır. Bu seriye renk ve doluluk katmakta. Kötü bir yanı var mı? Evet şu durumda var; eğer kitabı okuyup yarım bırakıp uzun bir aradan sonra tekrar okumaya yeltenirseniz neler olduğunu, en son kim kimleydi, kimin başına ne gelmişti gibi durumları unutabilirsiniz. Ama bu kadar olay akışı olan ve zincirleme olaylardan oluşan hikayeyi yarım bırakmakta hem okuma zevkinize hem de yazarlara bir ayıp olurdu doğrusu.
Bazı söylentilere göre de Ejderha Mızrağı serisi ve bazı kitapları yazarlar tarafından oynanan bir Frp’den aktarılarak yazılmıştır. Gerçekliği tam net bilinmese de, içimde bir tin bunun gerçek olabileceğine inanıyor. Çünkü bu kadar entrika ve olay benzer olarak ancak bir Frp masasında döner. Ve şöylede bir nokta var kitabın bazı bölümlerinde yapılan betimlemeler, ve karakter yansıtmaları birebir Frp’de Dm’in ağzından anlatılmış gibi. Örneğin “…bu durum karşısında Flint şaşkına döndü, Nehiryeli soğuk kanlılığını korudu, Tasslehof gözyaşlarını tutamadı…” gibi bir Dm’in oyunculara tek tek tepkilerini sorması gibi yazılmış kısımlar bulunuyor. Ama tabi ki fikrime göre bu serinin edebi kalitesini düşürmüyor tam tersine daha tatlı bir hal almasını sağlıyor.

”Türkiye’de Ejderha Mızrağı”

Şahsi fikrime göre Ejderha Mızrağı, Yüzüklerin Efendisi’nden sonra okuyabileceğiniz en iyi High Fantasy serilerinden biridir. Ejderha Mızrağı’nın ayrı bir tadı, farklı bir kültürü vardır, en azından Türkiye’de. “Türkiye’de” diye belirtmemin sebebi ise bu serinin 80’li yıllarda TSR’la başlayan yolculuğunda Margaret Weis ve Tracy Hickman’ın kurguladığı bu evren ana üçleme olan Ejderha Mızrağı Destanı ile tohumlarını atmış ve sonrasında evrenin kurallarına ve tarihin gidişatına sadık kalan pek çok yazarın katkısıyla büyük bir bahçeye dönüşmüştür. 200 civari kitabı olan bu evreni yaymak ve çevirmek zor bir iştir, bundan dolayıdır ki bu serinin Türkiye’deki ömrü oldukça çalkantılı olmuştur. Arkabahçe Yayıncılıkla başlayan macera, Ankira, Laika derken çok el değiştirmiş bir türlü kimyasını tutturamamıştır. Hatta şöyle bir durum var ki girdiği yayın evlerinin çoğu şuan da yayın hayatını sürdürememekte. Krynn topraklarından birileri büyük lanetler okudu da başımıza böyle şeyler mi geldi acaba? Bu yaşananlar da serinin Türkiye’de farklı ve nadir bir hal almasını sağlamıştır, bundan dolayı Ejderha Mızrağı bu topraklarda farklı bir kültüre sahiptir. Bir o kadar eski, bir o kadar da el değiştiren bu seriyi bulmak aşırı zor bir durum olmuştur. Evet, şimdi gerçek Ejderha Mızrağı okuyucularının bildiği ve beni iyi anlayacağı noktaya geliyoruz.

Ejderha Mızrağı Kültürü

Gençsin ve fantastiğe ilgin var, Frp’nin ne olduğunu yeni öğreniyorsun, ve oynamak için tüm çabanı sarf edersin, kimisi oynama imkanı bulur kimisi bulamaz. Ben açıkçası bulamayanlardandım. Bu tarz zamanlardan geçen ve bu zevkleri paylaşan insanların ortak paydaları şudur, hepimiz sevdiğimiz içerikleri sonuna kadar tüketen insanlarız, Star Wars izler sonra okur, çizgi romanlarına başlarız, Yüzüklerin Efendisi izler Silmarillion’la maceraya başlar Blind Guardian dinleyerek devam ederiz. Bu evrenlerde bu tarz tüketimler yapan kişi tabi ki Frp ve Ejderha Mızrağı ile tanışınca benzer eylemleri gerçekleştirecektir. Daha önce de belirttiğim gibi ben o yaşlarda kolay kolay Frp oynama imkanı bulamayan insanlardanım, D&D’dan nasibini alamayan bir insan doğal olarak kendini bu sistemin diyarlarında buluyor, arama motorlarına, forumlara, sözlüklere Ravenloft, Ejderha Mızrağı, Unutulmuş Diyarlar yazıp yazıp araştırıyordum. Yeterli bilgiye sahip olduktan sonra sahaf sahaf gezip bu kitapları aradım. Açıkçası bu durum Türkiye’de Ejderha Mızrağı okurlarının kanayan yarasıydı, hepimiz bu durumlara geldik. Şunu belirtmeliyim ki Ejderha Mızrağı zor bulunan yapısıyla bana bir kitabın ne kadar değerli olabileceğini, peşinden ne kadar koştura bileceğimi, didik didik arayıp sonunda bulmanın verdiği mutluluğun paha biçilmez olduğunu öğretti. Tüm bunlara ek olarak da işin şöyle bir eğlencesi var; sahaflardan bulduğunuz kitaplar doğal olarak 2. El oluyor, eğer ilk okuyucusunun ismi, ne zaman okuduğu, kendi özel notları var ise bu küçük ama hoş bir durum. Bu durum hoş kılan ve daha da hoş yapacak şey; eski okuyucu ile tanışmak olacaktır, çünkü Türkiye’de Ejderha Mızrağı okuyucusu yolda yürürken karşımıza çıkacak tipte değil, hele de küçük bir şehirde iseniz işler daha da zorlaşıyor. Bundan dolayı o kişiyi tanıyıp, kitabı okurken aldığı hazları sizinle paylaşması aynı şekilde sizin de böyle bir aktarım yapmanız garip ama hoş bir etki oluşturuyor. Kulağa komik geliyor ama bir eserin güzelliği ve yoğunluğu sizi içine çekiyor okudukça okuyasınız geliyor ama bulunması çok zor, bundan dolayı azlığından kaynaklı olarak bu tarz sahaf aramak, insanlarla tanışmak gibi etkileşimler ortaya çıkarıp kendine bir kültür yaratıyor benim fikrimce. Tabi bu sahaf gezmek, aradığını bulamamak gibi durumlar artık İthaki sayesinde çözüldü, yeniden yayına koyuldu. İyi mi oldu? Evet iyi oldu ama bahsettiğim kültür, etkileşim bir nevi bozuldu ya da değişti diyebiliriz, çünkü Ejderha Mızrağı okuyucularında gözle görülür bir artış yok.