Hayatımızın orta yerinde bazen maruz kaldığımız,bazen şahit olduğumuz,bazen de gerçekleştirdiğimiz bir kavram var;kötülük.
Bu şekilde doğrudan ifade edince kavram havada kalıyor,içi boşalıyor ama durum bu değil.Bu algının sebebi kötülüğün karşımıza en çok kurgusal işlerde çıkması.Binlerce yıldır yazılanların etkisiyle sanki gerçek hayatta yokmuş da karakter mücadele etsin diye eserlerin içine yerleştirilmiş,klişe kavramlar olarak kaldılar,algı bu yönde yayıldı.

Peki gerçekten öyle mi ?

Kötülük geniş bir kavram.Fiziksel şiddet,psikolojik şiddet,baskı,mobing,söylem,davranış ve tutum olarak karşımıza çıkabilir.Hepsinden birine maruz kalabilir veya uygulayabiliriz.
Bu kötülük formlarının tümü birbirinden beter.Hepsi,kişiden kişiye farklı travma ve tepkilere sebep oluyor.Kaçınılmaz son mutsuzluk,öncesinde ise şartlara göre değişiklik göstermekle birlikte,karşı atak veya pasif tepkiler olarak ortaya çıkıyor.Ya saldırıyoruz ya gardımızı alıyoruz.

Hayatımızın orta yerinde duran bu kavrama fantastik kurgu üzerinden giden paralel bir işleyiş ile bakalım bu yazıda.Gerçek hayatta olduğu gibi güzel fantastik kurgular da iyi ve kötüyü bize iç içe sunar.Fantasik kurgu bu konuda tek değil aslında,pek çok güzel eser bunu yapar.Bu gerçeğe yakınlaşmanın bir adımıdır.Yaşantımız gri karakterlerin eşliğinde geçer,bizde griyizdir.Saf iyi ve kötü sadece kötü kurgularda bulunur.Nedensiz kötülüğe hayat içinde çok nadir rastlanır çünkü mantıklı olsun olmasın her eylem bir nedenin sonucudur.Fiziğin etki ve tepki kuralı hayata da yansır.
Yüzüklerin efendisi bu olay için iyi bir çıkış noktası.Şöyle bir alıntı ile bakalım duruma;

“ Yüzüklerin Efendisi’nden Gollum’u ve Frodo’yu hatırlayın… Hangisi iyi hangisi kötüydü, ama yüzüğü hangisi yok etti? Bu bir tesadüf değil. Gollum kötü, Frodo iyiydi. Ancak son anda Frodo’nun içindeki kötülük galip geldi ve Frodo güç yüzüğünü yok etmedi. Ancak yine içindeki kötülük baskın çıkan Gollum yüzüğün yok olmasını sağladı. Cehennem Çatlakları’nda Gollum ve Frodo teke tek kaldıklarında bu, eğer iyilik ve kötülüğün savaşıysa, iyi adamları kim temsil ediyordu? “

Yüzük zaten baştan beri sunulduğu şekli ile insanları kötü yapmıyor içlerinde bulunan kötülüğü ve güç hırsını arttırıyor.Belirtildiği gibi Frodo bu yüzden iyi bir taşıyıcı.İçinde bu duygular yok.Güce karşı tutkusu yolculuğun başında sıfır.Onca tehdit ve ölüm kalım mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.Onca güçlü karakter içinde yüzüğü onun taşıması tesadüf değil.Gandalf’ın ona dokunmak bile istememesinin sebebi bu.Çok bilinen şeyleri ısıtıp önünüze koyuyorum şeklimde düşünmeyin.Benim anlatmak istediğim hikaye böyle bakıldığında ihtişam kazanıyor.Bana fantastik kurguyu sevdiren olay hep bu tarz mesajlar ve alegoriler olmuştur.Gerçeğe dair yalın bir mesajı gerçekten çok uzak bir diyarda yakalamak.Bunu yabancılaşma efektinin farklılaşmış bir hali olarak düşünüyorum.Çok yaşa Brecht !

Mark twain şöyle bir laf atmıştır ortaya;
“Kurgunun gerçekten farkı, kurgunun mantıklı olmak zorunda oluşudur.”
Evet,işte tüm olay burada saklı.Kurgu eserde dünya bize tüm detayları ile verilir,eser sonunda olayın akışı önmüzdedir artık.İleri veya geri alabiliriz,ayni anı defalarca yaşayabiliriz ve sonucunda tümüyle anlarız.İyi yazarlar ayni zamanda iyi okurlar da oldukları için elimizde ki bu güçleri bilirler.Eserleri bu yönde kurgular,neden sonuç ilişkilerini doğru kurarlar,rast gele hareketler ve olaylar olmaz.Tümüyle hakim olduğumuz dünyada iyi ve kötüyü çok net görürüz.Bu gerçek hayatta mümkün değildir,bakış açımız çok dar ve dünya çok büyüktür.Algılarımız kısıtlı ve dünya çok gürültülüdür.
Bu körlüğümüz içinde elimizden o eserler tutar.İnsan kısıtlı ve uçucu ömründe herşeyi deneyimleyemez.Bin sayfa,bin deneyim olarak çıkar bu noktada.Yüzüklerin efendisi hayali bir dünya koyar önümüze ancak yapılabilcek çıkarımlar,alınabilcek dersler gerçek hayatta ansızın çıkar karşımıza.Bu bir sihir sayılabilir ama daha önce ne demiştik ?

“Elementary, my dear Watson, elementary.”

Bunları önümüze koyan insanlar o dünyalardan gelmedi.Bizimle yaşadılar.Sabahları uyandılar,okula gitmek istemediler,yapmadıkları ödevlerin gereksiz cezalarını çektiler.Travmalar ile büyüdüler,gerçeğin duvarına çakıldılar,aşk içinde kaldılar,evlendiler.Acıyı yaşadılar,anladılar.Kavgalar verdiler,dayaklar yediler.Zaferi ve yenilgiyi avuçlarında hissettiler.Sonra yazdılar,hepsi bir kağıdın üzerinde canlandı.Gücün peşinden felakte sürüklenenler Gollum oldu.Gücün ne kadar tehlikeli olduğunu anlayanlar Gandalf.
Sonsuz yaşam ve güç isteyenler Voldemort oldu,sonsuz yaşam ve gücün istemeyenler Harry potter.

Bir aşk iksirinin etkisi ile doğan,sevgisiz büyüyen ve sonsuz yaşam arzusu ile kaçınılmaz sona ulaşan Voldemort.

Özel eğitimlerden geçen yetenekli asker silah olarak kalkanı seçti Kaptan Amerika oldu,kızıl toz silahını seçen Red Skull.

Süper asker serumu ona sadece güç verdi.Cesaret onun karakteriydi.Çoğu zaman iyi ve doğru olanı yapmak daha fazla cesaret gerektirir.Durduğu nokta tesadüf mü ?

Güçlerini insanlara yardım için kullanmayı seçen Örümcek adam oldu,hakimiyet kurmak için seçen Venom.

Symbiot kötüydü,Peter ona karşı çıkmayı seçti. Eddie Brock ise onu sahipledi.Fark yaratan seçim bu.

Örnekler çoğalır gider.Hayata beyaz olarak başlıyoruz,ilerledikçe siyah içimize yerleşiyor ve gri varoluyor.Önemli olan hangisi olmayı seçtiğimiz.Saf beyaz olmak zor,peki ya gri kalmak ?

Sözü siyah geçmişini gömen,çok daha fazlası olabilecekken kendi hırsından korkarak,en beyazların yani çocukların yanında kalıp,onlara koruyucu olmayı seçen Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore‘dan bir alıntı ile bitiriyorum;
“Bize aslında kim olduğumuzu gösteren,yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir.”