Merhabalar sayın okumacılar. Bu gün Namütenahi Ansiklopedi sayfalarında bir Orhan Veli şiirine bakacağız. Şiiri okumayan, müziği Sezen Aksu tarafından yapılan, Levent Yüksel’in sesinden bize ulaşan şarkıyı muhakkak duymuştur. Şiirimizin adı, Dedikodu.
Önce bir okuyalım, farklı bir gözle daha dikkatli bakalım.

 

DEDİKODU

Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksekkaldırımda, güpegündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi.
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galata’ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o Mualla’yı sandala atıp Ruhumda hicranın’ı söyletme hikayesi?

Orhan Veli Kanık

Orhan Veli bu şiiri açıkça ortada olduğu üzere dedikodulara cevap vermek için yazmış. Ne doğru ne gerçek ortaya koymak için. Belkide bir miktar övünmek için.
Ne diyor şiir ?
Süheyla’ya vurulma durumu yok. Kim demiş ona aşığım diye ?
Eleni’yi öpme mevzusu nereden çıktı ? Hemde Karaköyün ortasında, yüksekkaldırımda ? Kim uyduyor bunları ?
Bunlar yalan, bunları geçelim lütfen. Tamam hepsi yalan değil, inkar etmiyorum.
Melahat’i alıp Alemdara gitmek gibi bir mevzu oldu, yalan değil ama onu sonra anlatırım. Esas şuna gelelim. Ben kimin bacağını sıkmışım travmayda ? O ne demek ? Ben öyle bir insanmıyım ?
Yok birde güpegündüz Galata’ya dadanmışız ? İçip içip oraya gidiyormuşuz ? Kim uyduruyor bunları ? Geçin bunları, lütfen. Geçin bunları bir kalem. Ben bilirim ne yaptığımı. İçip içip gitsem Galata’ya nasıl unuturum bunu ?
Ha tabi birde Mualla’yı sandala atıp ruhumda hicranın söyletme hikayesi var. Oda bana kalsın. Sonra anlatmam. Hiç anlatmam Mualla hanımı.
Bana kalsın yalnızca.

Ne gerçek ne doğru aslında onu söylüyor Orhan Veli. Bunu yer yer övünerek, yer yer bir sinir içinde ama hep dürüst şekilde yapıyor. Ne anlatacaksa anlatıyor, bazen duruyor sonra anlatırım diyor. Tam şiirin sonunda ise bir soru atıyor ortaya. Binlerce okur için bir soru, bir garip bilinmez. Mualla’yı sandala atma hikayesi ?

Şiirde geçen Sühey’la kim ? Eleni kim ? Melahat kim ?
Bilmiyoruz.
Şiirde geçen tek bir kişiye ulaşıbiliyoruz, Mualla.

Peki kim bu Mualla hanım ?

1940’ların sonunda Karaköy Perşembe Pazarı’nda bulunan salaş bir meyhane. Asıl adı Hoşgör meyhanesi. Orhan Veli Çat Çat diyor. O öyle diyor diye herkeste öyle diyor. Derviş adında bir sahibi var fakat hiç önemi yok Derviş beyin. Orada Mualla hanım var çünkü. Orhan Veli, Mualla abla diyor ona. O öyle diyor diye herkeste öyle diyor. Böyle bir huyu var Orhan Veli’nin , bir laf atıyor ortaya önü alınamıyor, alıyor yürüyor.

Bu abla lafının Mualla hanımın yaşı ile hiç bir ilgisi yok. Orhan Veli belki aralarında olan ilişkiyi gizlemek için attı o lafı, belki sadece hoş bir nükte olarak söyledi. Yayıldı gitti, alışkanlık olarak kaldı.
Mualla hanımın, Orhan Veli’ye olan ilgisi, sevgisi açıkca görülüyor.
Çoğu ikindi vakti, bir köşede oturan Orhan Veli ve ona mezeler getiren, sıcak sıcak balıklar yapan Mualla hanımı bulmak mümkün.
Yakın dostları Orhan Veli’nin o güzel ikindi üstlerinde içinde bulunduğu yoksul halden memnun göründüğünü söylüyorlar.
Belki bir aşktı bu, belki hiç bir şey yaşanmadı. Orhan Veli belki sadece bir hayali olarak söylüyor, Mualla’yı sandala atıp “Ruhunda hicranın” söyletme hikayesini. Belki yaşandı bu an ve çok özeldi. O yüzden anlatmıyor bize. Tüm bunları bilmiyoruz. Beni bu şiirde çeken bu zaten. Bunca bilinemez bir araya geliyor ve karşımıza dedikodu denen garip enformasyon şekline bir cevap olarak çıkıyor karşımıza.
Bilinmezleri soruları boş veriyorum okurken.Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksekkaldırımda, güpegündüz?
Hiç umursamıyorum bunları. Sadece çok seviyorum ve bilin istiyorum.